|
|
 |
 |
Okunma |
|
1094 |
Açık yara En sık görülen spor sakatlanmalarından biridir. Genelde açık alanlarda yapılan hareketli sporlarda ya da salondaki makineler nedeniyle ortaya çıkabilir. Çoğu zaman göz ardı edilir, oysa enfeksiyon kapma riski çok yüksektir. Böyle bir durumda yarayı önce içme suyuyla temizleyin. Yaraya bulaşmış toz, toprak gibi etkenleri zorla temizlemeye çalışmayın. Temizleme işleminden sonra yarayı dezenfekte edin. Yaranın üzerini bir tülbentle kapatarak, sargı beziyle sarın. Eğer tetanoz aşısı olmadıysanız, hemen bir doktora başvurun. İyileşme süresi yaranın büyüklüğüne bağlıdır. Bu süre içerisinde yaranın gerilmemesine dikkat edin.
- - - - -
Adale sorunları Adale sorunlarının başında burkulma veya adale yırtılması gelir. Eklemlerdeki bağların ya da çevresindeki dokuların ani ve ters bir hareketle gerilmesine ve bazen yırtılmasına burkulma adı verilir. Burkulma en çok ayak ve el bileği eklemlerinde görülür. Burkulan eklemde önce şiddetli ağrı duyulur, sonra birkaç saat içinde eklem çevresinde şişlik ve kızarıklık oluşur. Burkulan bölgenin soğutulması, bandaja alınması ve 1-2 saat kadar yükseğe kaldırılması gibi basit önlemler şişmeyi engeller. Soğutulan bölgede damarlar büzülünce kan akımı dört kat azalır. Soğutma uygulaması 5-6 dakikadan uzun sürmemelidir. Her uygulama arasında 7-8 dakika beklenmeli ve uygulamanın toplam süresi 24 saati aşmamalıdır. Aksi takdirde bölge soğuktan olumsuz etkilenir.
- - - - -
Alkol zehirlenmesi ALKOLLER
Etanol: Etanol, ABD’de ve reçete edildiği bir çok bölgede en çok kullanılan ve de kötüye kullanımı en çok intoksikandır. Bira,tüketilen miktarı gözönüne alındığında en çok tüketilen 4.içecektir.(su,süt,kahve) son senelerde Amerika’da etanol tüketiminin%25’ini oluşturmaktadır. Distile edilmiş içecekler%40-50 etanol volümu içermektedir. Şarabın etanol volümü %2-6’dır.Ayrıca etanol, kolonyanın, ağız gargaralarının ve bazı ilaç preparatlarında da mevcuttur.
Etanol kullanımının medikal, psikiyatrik, sosyal, legal ve halk sağlığı kullanımları acil doktorlarınca iyi bilinmektedir. Acil departmanları intoksike kişiler için uygun bir ortam sağlanmalıdır. Bölgeye bağlı olarak etanol rastgele seçilmiş acil hastalarının %15-40’ının kanında tesbit edilmiştir. Acil hekimleri ve diğer servis uzmanları etanol bağımlılığı olan hastaların %50 ‘sini tesbit edememektedir. Alkolizmin tanısında Michiganalkol tarama testi önemlidir.
Patofizyoloji: Etanol, nöronal aktiviteyi inhibe eden bir sss depresanıdır. Bunu da hücre membranları üzerindeki etkisiyle gerçekleştirilir. Düşük kan konsatrasyonlarında genellikle davranışsalstimülasyon gözlenir. Etanolla benzodiazepinler ve barbtüratlar gibi sedatif hipnotikler arasında crosstolerans gerçekleşebilmektedir. Absorbsiyon özefagus ve ağızdan küçük bir oranda, mide ve kalın bağırsaktan orta oranda temel olarakta ince bağırsağın proksimal kısmında gerçekleşmektedir. Etanol metabolizmasındaki cinse bağlı farklar benzer dozda alındıktan sonra kadınlarda daha yüksek kan etanol seviyesi görülmesini açıklamaktadır. Kadınların etanol için dağılım hacmi(0,6 lt/kg) erkeklere göre (0,7 lt/kg) daha küçüktür ve daha düşük bir ilk geçiş(first pass) metabolizmasına sahiptir.Çünkü kadınların gastrik duvarlarında erkekler göre daha az alkol dehidrogenaz bulunmaktadır.
Alkolün kan konsatrasyonuna bağlı olarak %2-10’u ter, idrar ve akciğerler aracılığıyla atılmaktadır. Kalan kısım ise 2 pathways ile karaciğer ile asetaldehite çevrilmektedir. Hücrede NAD’ı kofaktör olarak kullanan sitozol alkol dehidrogenaz asetaldehid üretir. Bu da daha sonra aldehitdehidrogenaz tarafından metabolize edilir. 2. Pathway ise; klinik olarak kan etanol konsantrasyonlarında önem kazanır ve etanolun tekrozomal alkol oksidayzing sistemidir.
Klinik özellikler : Etanol intoksikasyonunun belirti ve bulguları; konuşma bozukluğu, histagmus, disinhibe davranışlar, sss depresyonu, azaltılmış motor koordinasyon ve kontrol. Etanole bağlı total perferal rezistanda azalma ve volum kaybı sonucunda her zamanki kan basıncında azalma yada hipertasiyon ve reflex taşikardi de gözlenebilir. Hipertansiyon bulunduğunda etanol intoksikasyonu dışındaki sebeplerde gözönüne alınmalıdır. Aakut intoksikasyondaki morbidite ve mortalite sıklıkla motorlu araç çarpışmalarına bağlı kazasal yaralanmalar sonucunda görülür.Buradaki sebep ise etnolün sebep muhakeme ve fiziksel yetenekteki azalmadır.
Toleras sebebiyle intoksikasyon derecesiyle kan alkol seviyesi zayıf bir korelasyon göstermektedir. Alkol alışkanlığı olmayan kişilerde 400-500
Mg/dl konsantrasyonlarda bile respiratuar depresyona bağlı ölüm görülebilirken bazı alkoliklerde 400mg/dl’de kan konsantrasyonu gibi minimul intosikasyosyonlarında görülmesi seyrek değildir. Bir çok yerde motorlu arç kullanmak için belirlene alkol intosikasyon dozu 100 yada 80mg/dl’de kabul edilmesine rağmen, 5mg/dl kadar küçük bir seviyenin bile engelleme yapabileceği gösterilmiştir.
Tedavi:
Akut alkol intoksikasyonunun tedavisi klinik stabilite sağlanana kadar gözlem ve eşlik eden yaralanma ve hastalıklara müdahaleden oluşur. Komplikasyon yaralanmaları veya medikal durumları değerlendirmek için dikkatli bir muayneye yapılmalıdır. Eğer başka bir anomali yoksa, hafif ve orta derecede intoksikasyon için etanol seviyesi gerekli değildir. Ama birçok enstitü etanol, metanol ve isopropranol için kan alkol seviyesi ölçümü önermektedir. Alkol seviye ölçümünün bir avantajında şüphe edilmeyen metanol ve isopropranol intoksikasyonu tespitidir. Her bir alkolün ölçümü spesifiktir ve birbirleriyle çapraz reaksiyon göstermez.Hipoglisemi, hasta başı ölçümüyle ekarte edilmelidir. Etanol aktivive chercoal’a bağlanmaz., yani başka adsorbahle bir madde alınmamışsa, kullanılması gereksizdir. Belirgin bir şekilde intoksikasyona uysa bile şiddetli sss depresyonu olan alkoliklerde tiamin verilmelidir. Nutrisyonel statü genellikle eksik olduğundan IV solusyon folat ve diğer vitaminler eklenir. Hafif ve sito derecede intoksikasyon olan hastalar genellikle IV yol gerektirmez ta ki volum kaybına bağlı klinik bulgular ortaya çıkmadıkça alkoliklerde genellikle glikojen düşük olduğundan IV %5 dextoz ve %9’luk NaCl içermelidir. Dikkatli ve seri gözlem önemlidir. Mental statüdeki bozulmalar etanol dışındaki sebeplere 2° olarak düşürülüyorsa bağımlılığı olmayan hastalar etanolü kandan saatte 15-20mg/dl hızla elimine ederlerken alkoliklerde bu hız saatte 25-35mg/dl’dir. Etanol alımına 2°sss depresyonu olan hastaların çoğunda acil servise başvurudan sonra geçen birkaç saat içinde iyileşme görülür. Ssolunum depresyonu, hipoventilasyon ve eğer şiddetliyse nadiren ileri havayolu müdehalesini gerektiren CO2 retansiyonuyla sonuçlanabi lir.Alkoliklere başka ilaç kullanıp kullanmadıkları da sorulmalıdır. Geçmişte etanolün yerine veya etanolle birlikte metilen ve etilen glikolde kullanılmaktay dı. Bugünse alkoliklerin en sıkı kullandıkları ilaç kokaindir. Bu ilaçların birlikte kullanılmasının çekiciliği koka-etilen gibi kokaine göre kokain rec’lerine 4OX daha fazla affiniteni olan ve dolayısıyla çok daha patent intoksikan olan retobolitlerle ilgilidir. 2 ilacı aynı anda kullanan kişilerde sadece kokain kulla nan kişilere göre ani ölüm hızı 2OX daha fazladır.(Etanol osmolol gap’in en sık sebebidir.)Metanol ve etilen glikolde daha büyük bir anyon gaplı wet.asidoz oluşur.
Atılım(Dispositilen):
Akut etanol intoksikasyonu olan hastalar nadiren sırf bu problemin tedavisi için hastaneye başvururlar.Ancak kanında yüksek düzeyde etanol olmasına rağmen klinik olarak ayık görünen hastalar problemyaratmaktadır.
ISOPROPRANOL:
Isopropranol (isopropil alkol) evlerde temizlikte kullanılır. Endüstride çözücü ve dezenfekte olarak kullanılır. (Antifreeze olarak ) Zehirlenme genellik le oral alımla olurken, az havalanan yerlerde inhalasyon yoluyla olabilir. Esas metaboliti asetandır. Ama metanol ve etilen glikolün metabolitleri gibi göz, böbrek, kardiak ve metabolik foksisiteye sebep olmaz. Isopropranol etanolün sss depresyonunda 2X daha fazla depresyon yapar ve vücutta kalış süresi etanole göre 2-4X daha fazladır. Bu özelliğinde dolayı alkolikler yada intihar teşebbü sünde bulunan kişiler tarafında nadiren kullanılır. Etanolde sonra en çok kullanı lan alkol isopropanoldur.Etanolden daha toxsik ama metanol ve etilen glikolden daha az toksiktir.
Patofifiyoloji: Berrak, uçucu, acı, yakıcı, aromatik kokulu bir likit. Akmdan sonra hızlıca absorbe olur. %80’i ilk 30 dk.’da tamamı ise 2 saat içinde absorbe olur.
Az ve klinik olarak önemsiz bir miktarda tükürük bezleri ve mide tarafından sekrete edilir. Böbrekler absorbe edilen dozun %20-50’sini değişme den atar ama esas metabolizmanın KC’de asetona dönüşümle olur. (Alkol detfaze ile) Aseton®Asetat®Formikasit®CO2 dönüşümü olur. Daha sonra hafif asidoz olabilir. Ancak metanol ve etilen glikolin tersine isopropanol ve metaboltlerine bağlı belirgin asdoz görülmez. Taksisitlerinin en önemli göstergesi katonemi ve katonüridir.(Kan glukoz seviyesi artırımında veya glukozuri olmadan) Bu özelliği, Etilen glikol ve metanolden ayımaya yardım eder. Yarılanma ömrü (etonol yokluğunda) 6-7 saat, asetonun yarılanma ömrü 22-28 saattir. Dolayısıyla uzamış semptomatolojinin sebebi asetonun yarılanma ömrünün uzun olmasıdır. Isopropanolun asetona metabolize oluşunu önlemek için etanol verilmez. %70’lik bir isopropanolun toksik dozu 1 ml/kg, yetişkindeki letol dozu 2-4ml/kg. 0,5ml/kg dozundan bile semtomlar ortaya çıkabilirken, totalde 1lt bile alımında survey rapor edilmiştir.Çocuklar özellikle duyarlıdır.3 defa yutkunmak bir miktarla bile semtomlar ortaya çıkarabilir.
Klinik Bulgular:
Semtomların başlaması 30-60dk. İçinde olur ve birkaç saat içinde pik yapar. Nistagmus genellikle vardır, şiddetli zehirlenme bulguları , erken başlangıçlı koma, solunum depresyonu ve hipotansiyondur. Masif injesyon periferik sd.’a 2°hipotansiyona sebep olur. Ciddi disritanller nadirdir. Gastrik irritasyonun 2°hemorojık gastrit erken dönemde görülür ve isopropanol injesyo nunun çarpıcı bir bulgusudur ve N/V, karın ağrısı ve üst GIS ---------sebep olur. Azalmış glukoneogeneze 2° hipoglisemi görülebilir. Daha az görülen komplikasyonlar; Hepatik disfonles, ATN, myoglobünüri, anemi, rabdonyoliz ve myogotidir. Nefeste temizlikte kullanılan alkollerin kokusu duyulduğunda, glukozüri ve hiperglisemi olmadan görülen ketonüri ve ketonemi ile ilişkili asidoz (ve artmış osmolol gap)varlığında intosikasyonundan şüphelenmelidir. Eğer asidoz varsa hafiftir.
Tedavi:
İntoksikasyonda şüphelendiğinde IV yol açılmalı, kan glukozu bakılmalı ve endi kasyon varsa tiamin ve naloxon verilmelidir. Sss veya solunum depresyonu açısından hasta monitörize edilmelidir. Isopropanol hızlı absorbe olduğundan gastrik lavajın yararı yoktur. Aktif kömür ısopropanolu zayıf bağladığından gerekli değildir.
Ciddi şekilde etkilenmiş hastalarda entübasyon ve solunum desteğine ihtiyaç vardır. Hipotansiyon genellikle IV sıvı yüklenmesine cevap verir. Şiddetli vakalarda pressor madde desteği gerekir. Şiddetli hemorojik gastrit varsa kas transfüzyonu endikedir. Asidoz genellikle hafif olduğundan, önemli bir asidozla karşılaşıldığında buna neden olabilecek diğer nedenler araştırılmalıdır. Örneğin eğer hasta hipotansifselaktik asidoz düşürülmelidir. Hhemodinamik instabiliteye neden olan klasik tedaviye cevap vermeyen hipotansiyonda ve ispropanol seviyesi 400ml/dl olduğu durumlarda hemodiyaliz endikedir. Böylece hem ispropanol hem de aseton elimine edilir. Periton diyalizi daha az etkilidir. Letarjisi veya uzamış sss depresyonu olan hastalar hospitalize edilmelidir. 6-8 saat asemtomatik kalan hastalar taburcu edilebilir, danışma hizmeti sunulmak yada psikiatrik değerlendirme yapılmalıdır.
METANOL:
Odun ispirtosu olarak bilinir. Bboya çıkarıcıların intifreeze içinde bulunur. Odun distilasyonu ile elde edilir. Zehirlenmesi genellikle ya viskiye karışmasıyla kazara ya da bilinçli olarak intihar için kullanılır. Metanol toksisitesi 2 toksik metabulitin oluşmasına dayanır: Formoldehit ve formik asit. Bu noktadan hareketle tedavi strateji leri bu metabulitlerin oluşmasını engellemeye yada onların vücuttan uzaklaştırılmasına dayanır.
Patofizyoloji: Renksiz, farklı kokusu olan uçucu bir likittir. GIS’ten iyi absorbe olur. İngenze edildikten 30-90 dk. Sonra pik seviyeye ulaşır. Toksisite genellikle oral alımdan sonra olmakla birlikte, önemli ölçüde absorbsiyon AC veya deri yoluyla da olabilir. Hafif toksisiteden sonra serum yenilenme ömrü 14-20 saat, şiddetli toksisiteden sonra 24-30 saattir. Alımı takiben en yüksek konsantrasyon böbrek, KC ve GIS’te görülürken, vitrous humar ve optik sinirde de seviyesi yüksektir. Metanolün çoğu (%90-95) KC’den, %22-5’ böbrekten minimul bir kısımda AC’ler yoluyla excrete edilir. Toksisitenin nedeni metanolun KC’de alkoldehidrojenaz------- ile formaldehit ve formik asite dönüşümü dür. Formik asit birikimi klinik semtomların ile ilişkilidir. Burada görülen laktik asidozun nedeni; formik asitin mitokondrial solunumu inhibe edici etkisi ve bunun sonucunda görülen doku hipoksisidir.Retinada formaldehit oluşumu özellikle kör sarhoş diye tanımlanan körlüğe neden olan optik papillit ve retinal ödeme yol açar.
Formik asitin CO2 ve H2O ya yıkılmasında folat bir kofaktör olduğundan folat eksikliği olan alkolikler metanol toksisitesine daha fazla duyarlıdırlar.Toksisiteye neden olan metanol miktarı değişiklik gösterir.%40 lık solusyondan 15ml kadar küçük dozlarda bile ölüm rapor edilmiştir.Ancak 30 ml lik %40lıksolusyon letal doz olarak kabul edilmesine rağmen 500-600 ml injekte edilip yaşayan vakalar rapoa edilmiştir.
Klinik Özellikler :
Toksik metabolitlerine dönüşümü uzun zaman aldığından metanol zehirlenmelerine bağlı semtomlar 12-18 saatden önce ortaya çıkmayabilir.Eğer birlikte etanolde alınmışsa semptomlar daha geç ortaya çıkar.
Kardinal klinik bulgular; SSS depresyonu(etanole benzer şekilde),görme bozukluğu,karın ağrısı,metabolik asidozdur.Hastaneye geldiğinde hasta konfüze ve hatta şiddetli vakalarda koma durumundaolabilir.Başağrısı,vertigo,nöbetlerde görülebilir.Görme bozukluğu insidansı yaklaşık %50dir.Bunlar ; diplopi,bukanık görme,görme keskinliğinin azalması,fotofobi,karlı bir bölgeye bakma gibi tanımlamalar,görme alanında daralma ve körlüktür.Klinisyen nistagmus,fikse ve dilate pupiller,retinal ödem,optik atrofi veya optik diskte hiperemi gibi bulgular saptayabilir.CT de parkinsonizm ile uyumlu sayılabilecek bazal gangliyon enfarktları görülebilir.
Metanol potent bir mukozal irritandır ve hastaların yarıdan çoğunda şiddetli karın ağrısı ,pankreatitte sıkça rapor edilmiştir.Ancak şiddetli alıma rağmen GIS bulguları görülmeyebilir.Hipotansiyon ve bradikardi geç bulgulardır ve kötü prognozu gösterir. Hastanın gidişatı serum metanol konsantrasyonundan çok asidozun şiddeti ile ilişkilidir. Metanol zehirlenmesinin tanısı: hikaye, karekteristik klinik bulgular ve geniş anyon gap met. Asidozun bulunmasıyla konur. Tanının doğrulanması maddenin kanda gösterilmesine dayanmasına rağmen gecikmeye bağlı morbiditeden kaçınmak için uygun klinik tablo ortaya çıktığında tedaviye hemen başlanmalıdır.
Endojen kaynaklardan meydana gelen metanol kons. :0,05ml/dl’dir.Asemptomatik kişilerde pik seviyesi 20ml/dl’nin altındadır. 50ml/dl’nin üzerindeki değerler şiddetli zehirlenmeyi gösterir. SSS semtomları 20mg/dl’nin üzerinde, göz problemleri 50mg/dl’nin üstünde ortaya çıkar. 150-200mg/dl üstündeki değerlerde ise ölüm riski artar. Ayırıcı tanıda etilen glikol DKA, izoniazit salisilatlar Fe laktik asidoz fenformin toksisiteleri ile üremi gibi geniş anyon gap met asidoza neden olan durumlar düşünülmelidir.
Tedavi:
İntoksikasyondan şüphelenildiğinde IV damar yolu açılır, kan glikozu bakılır ve endikasyon varsa tiamin ve naloksan verilir. Tedavide yer alan genel önlemler:
1-Destek tedavi
2-Asidozun düzeltilmesi
3-Toksit metabolitlere dönüşümü azaltmak için fomepizol veya eta nol verilmesi
4-Metanolu elimine etmek için ®DİALİZ
Hasta alımdan hemen sonra gelmedikçe gastrik lavaj faydasızdır. Aktif kömüre zayıf bağlanır, faydasızdır. Gerekirse entübasyon uygulanır. PH’ı normale getirmek için NaHCO3verilmelidir. Çünkü metanolün görme bozukluğu gibi toksik etkileri metabolik asidozun düzeltilmesi ile bir miktar düzelir. Fomepizol başlangıç tedavisinde başarılı bir şekilde kullanılır, ancak bu konuda fomepizolun etilen glikol intaksikasyonunda kullanılması kadar tecrübe yoktur.
Bir alkol dehidrogenazinhibitörü olan fomepizol toksik metobolit oluşumunu önler fomepizol etanolün aksine SSS depresyonu yapmaz. Çoğu otorite erişkin metamol toksitesinde fomepizolü etanol yerine önermektedir.
Ancak fomepizol kullanımı dializ endikasyonunu değiştirmez. Bazı klinisyenler ise etanolü tedavide tercih etmektedirler Çocuklarda fomepizol kullanım ile ilgili yeterli veri yoktur. Fomepizol 15mg/kg’a yükleme dozunu takiben her 12 saatte bir 10mg/kg’lık 4 dozda verilir. Her doz 30dk. Süreyle IV yavaş infüzyonla verilir. Fomepizol dializle atılacağından dialize giren hastalar da doz sıklığı arttırılmalıdır.
Etanol metanol intoksikasyonunda başlangıç tedavisinde klasik olarak kullanılır. Alkol dehidrogenaza 10-20 kat daha fazla affinitesi vardır ve bunu kompetatif olarak inhibe eder. Toksik metabolit oluşumunu tamamen inhibe etmek için 100-150mg/dl’lik etanol seviyesi sağlanmalıdır. 100mg/dl’nin altındaki düzeylerde etkinlik düşüktür ve tosisite artar. Etanol IV , oral veya NG tüp yoluyla verilebilir. Ancak IV yol tercih edilir. IV yolun komplikasyonu yüzeyel tromboflebite neden olur. IV solusyon %5 dextroz içinde %10 etanol içermelidir.Oral dozda %20 yada 30luk konsantrasyon kullanılır.100-150 mg/dl etanol seviyesini sağlamak için IV yolla veya ağızdan 0,6-0,8gr/kg yükleme dozu ve saatte yaklaşık 0,11gr/kg lık idame dozu verilmelidir.eğer tavsiye edilen %5 dextroz içinde %10luk etanol kullanılırsa yükleme dozu 10mg/kg ve idame dozu saatte 1,6mg/kg olur.Eğer hasta etanol bağımlısı ise (yani artmış hepatik eliminasyon )idame infüzyonu 15gr/kgdan başlamalı.
Etanol verilmesi metanol seviyesi sıfıra gelinceye kadar devam ettirilmelidir.Eğer diyalize başlamışsa etanol diyaliz edilen bir madde olduğundan etanol idame dozu daha yüksek olmalıdır.(0,24gr/kg/st)
Etanol verilmesiyle hipoglisemi ortaya çıkarsa kan glikoz seviyesi takibi yapılmalıdır.
Visual ve SSS disfonks. Bulguları görüldüğünde 25 mg /dl metanol seviyelerinde ,metanol seviyesine bakılmaksızın şiddetli met.asidoz varlığında ve 30ml üzerinde metanol alımında dializ yapılmalıdır. Hemodializ periton dializinden daha etkilidir.Dializ hem maddeyi hem toksik metabolitleri elimine eder.Fomepizol tedavisi alan hastalarda dializ endikasyonları değişmez. Folat metabolizmasında kofaktör olduğundan folat eksikliği olanlarda folat verilir.Bü tün hastalara birkaç gün boyunca IV 50mg/kg folat verilmesi önerilir
ETİLEN GLİKOL:(EG)
EG toksisitesi formaldehit ve formik asit metabolitleri oluşturan bağlardır.Tedavide formaldehit formik asit metabolitleri vücuttan uzaklaştırılır yada dönüşüm azaltılır.
Patofizyoloji: EG renksiz, kokusuz,tatlı bir maddedir.Suda oldukça iyi çözünür.Oral alımda hızlı absorbe olur.AC ve deri absorbsiyonu iyi değildir.Alıcı takiben 1-4 saatte kanda pik yapar.Plazma yarılanma ömrü 3-5 saat olan EG KC ve böbrekte toksit metaboliklerine dönüşür; aldehidler , glikolat, oksalat ve laktat. Sonuçta AC’ler, böbrek ve kalpde toksisiteye neden olur. Bunlar metabolik asidoza neden olur.
Pridoksal fosfat ve tiamin toksik metabolitlerin nontoksik metabolitlere dönüşümünü sağladığından bunların eksikliği toksisiteyi arttırır. Glikolik asit metabolik asidoz yapabilir. Hastaların yaklaşık %50’sinde idrarda oksalat kristalleri görülür. Potansiyel letal doz 2 ml/kg’dır.
Klinik:
EG zehirlenmesi genellikle 3 farklı klinik fazla kendini gösterir. Toksisitenin şiddeti ve ilerlemesi alınan miktara bağlıdır. Başlangıç fazı alımdan 1-12 saat içerisinde SSS depresyonu ile karakterizedir. Hastaların nefesinde etanol kokusu olmaksızın konuşma bozukluğu ve ataksi görülebilir. Başlangıç fazında halüsinasyon, koma, nöbet ve ölüm görülebilir. Bu santral sinir sistemi bulguları pik glikolaldehit üretimi ile ilişkilidir. Nistagmus ve oftalmopleji gözlenmesine rağmen optik fundus genellikle normaldir. Lomber Ponksiyonda BOS basıncı ve proteini artmıştır ve birkaç PMNL görülebilir.
2. Faz®Kordiyopulmuner faz alımdan 12-24 saat sonra görülür taşikardi HT ve takipne en sık semptomlardır. Ayrıca KKY,ARDS, Kardiyomegali ve dolaşım kollapsi görülür.
3.Faz®Nefrotoksisite alımdan 24-72 saat sonra görülür flank ağrısı ve kostovertebral açı hassasiyeti oligürik renal yetmezlik ve ATN görülür. Anüri olabilir. Uygun tedavi yapılırsa renal hasar geri döndürülebilir. Nefrotoksi site aldehid metabolitleri ve oksalik asitten kaynaklanır. İdrarın mikroskobik değerlendirilmesinde 1)Dihidrat form
2)Monohidrat form şeklinde Ca oksalat kristalleri görülür.
Ca’nın Ca oksalat şeklinde presipite olmasına sekonder hipokalsemi gelişebilir.Hipokalsemide tetani ve QT uzaması oluşabilir.
EG intoksikasyonu;1)Nefeste etanol kokusu olmaması
2) Geniş anyon gap met. Asidoz varlığı ,
3) Ca oksalat kristalürisi durumlarında düşünülür.
Tanı kan seviyesi bakılmasıyla konur. 20mg/dl üzerinde toksisite riski yüksektir. Fatalite aralığı 98-775mg/dl arasında rapor edilmiştir. Ca oksalat kristalürisi şiddetli intoksikasyonu düşündürür.
Tedavi:
Metanol intoksikasyonunun tedavisine benzer. Hipokalsemi durumunda %10’luk 10ml Ca glukonat IV verilir. Pridoksin veya tiamin IV verilir. Hipomagnazemi durumunda Mg verilir. Şiddetli asidoz sebebi bilinemiyosa laktik asidoz belirlenmelidir. Fomepizol kullanılır. Fomepizolün baş ağrısı ve bulantı gibi yan etkisi vardır. Eğer fomepizol yoksa etanol şüphe duyulan vakalarda hemen verilmelidir. Şiddetli metabolik asidoz,anüri klinik, serum EG düzeyinin 20-25ml/dl üzerinde olması dializ endikasyonlarıdır.
- - - - -
Besin zehirlenmesi Yiyecek ve içeceklerin saklanması, hazırlanma ve sunulma aşamalarında uygun sağlık koşullarının olmaması, besin zehirlenmelerinin önemli bir sorun haline gelmesine yol açıyor. Süt ve süt ürünleri, kremalı yiyecekler, tavuk mamülleri, mayonezli, yumurtalı yiyecekler, pişirilip uygun koşullarda saklanmayan etler, deniz ürünleri, bozulma riski en yüksek gıdalar arasında yer alıyor. Akdeniz diyetinin vazgeçilmez unsurları olan meyve ve sebze ağırlıklı beslenmenin en sağlıklı beslenme biçimi olduğunda uzmanlar birleşiyorlar. Fakat Türkiye'de sebze ve meyve açısından bolluk ve çeşitliliğe rağmen besinlerin saklanması, pişirilmesi de büyük önem taşıyor.
Besinlerin hazırlanması sırasında temizlik kurallarına gereken özenin gösterilmemesi, besin zehirlenmelerine yol açabiliyor. Besin zehirlenmeleri kontamine yiyecek ve içeceklerle oluşuyor. Besinler ve içecekler infeksiyona yol açan mikroorganizmalarla veya toksit maddelerle bulaştıklarında zehirlenmeye neden oluyorlar. Bunların yanısıra nadiren yenilmemesi gereken bir bitki veya hayvanın yenmesi de besin zehirlenmesi tablosunu ortaya çıkarabiliyor.
Besin zehirlenmeleri az gelişmiş ülkelerde daha sık gözleniyor. Bunda yetersiz çevre koşulları, toplumun düşük eğitim düzeyi de önemli rol oynuyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Şadiye Yücel Kutbay (
), "Gelişmiş ülkelerde de besin zehirlenmesi görülüyor. Bunda ise artan yaşlı nüfus, bağışıklığı baskılanmış hasta sayısındaki yükseliş, çok büyük ölçeklere varan besi hayvancılığı ve tavukçuluk nedeniyle potansiyel rezervuarların artması etkili oluyor. Ev dışında daha çok yemek yenmesi de zehirlenmelere neden olan faktörler arasında yer alıyor" diye konuşuyor.
Yiyecek ve içeceklerin saklanması, hazırlanması ve sunulması aşamalarında uygun sağlık koşullarının olmamasının besin zehirlenmelerinin önemli bir sorun haline gelmesine yol açtığına işaret eden Dr. Şadiye Yücel Kutbay, sözlerini şöyle sürdürüyor:"Kişisel hijyene dikkat edilmemesi, suların kirli olması, lağım sularının uygun şekilde izolasyonunun yapılmaması, dezenfeksiyonun yetersiz olması, taşıyıcıların tedavi edilmemesi, besin zehirlenmelerine neden oluyor. Besin zehirlenmelerinin belirtileri tabloya yol açan bakterinin özelliğine göre değişiyor. Ancak pek çoğunda, bulantı, kusma, ateş, karın ağrısı, kanlı-mukuslu olabilen ishal, özellikle kolera gibi şiddetli ishal ile seyreden tablolarda su kaybı belirtileri ile oluşuyor. Süt ve süt ürünleri, kremalı yiyecekleri, tavuk mamülleri diğer kümes hayvanlarının etleri ile hazırlanan yiyecekler, mayonezli, yumurtalı yiyecekler, pişirilip uygun koşullarda saklanmayan etler, deniz ürünleri, bozulma riski yüksek yiyeceklerdir."
Neler yapılmalı? Besinlerin henüz çiğ olduğu dönemde hijyen kurallarına sıkı bir biçimde uyulması enfeksiyon önlenmesinde alınacak en etkili önlem olarak kabul ediliyor. Bunların yanısıra canlı hayvanların hastalıklardan korunması, hasta ya da taşıyıcı hayvanların yok edilmesi, insanlar için toksik düzeylere ulaşabilen ilaçların hayvanlara verilmemesi, kesim işlemlerinin yapıldığı yerlerin de temiz olması gerekiyor.
Pişmiş besinlerin yeteri kadar soğuk olan dolaplarda saklanmadan tekrar tekrar ısıtılarak yenmesinin de, kalabalık kitlelerin besin zehirlenmesindeki en önemli neden olduğunu vurgulayan Dr. Kutbay, "Salmonellesis kaynağı olabilen yumurtalar, 3 hafta içinde tüketilmeli, satış yerlerinde 20 derecede, evlerde 8 derecenin altında saklanmalıdır. 10 dakika süreyle besin maddelerinin kaynatılması, (50-55 derece) parazitleri ve bakteriyel patojenlerin çoğunu öldürür" diye konuşuyor. Tedavi nasıl yapılıyor?
Besin zehirlenmelerinin tedavisinde sıvı ve elektrolit kayıplarının yerine konması temel prensip olarak kabul ediliyor. Ağızdan dehidratasyon tedavisi ile kaybedilen sıvının yerine konulmaya çalışıldığını belirten Dr. Şadiye Yücel Kutbay, şöyle devam ediyor:"Şayet bulantı, kusma, şiddetli ise sıvı kaybı bulguları mevcut ise parenteral sıvı tedavi uygulanır. İshal tablosunda ağızdan beslenme kesilmemelidir. Spazmotik ilaçların ishal tedavisinde yeri yoktur. Özellikle invaziv bakterilerin neden olduğu tablolarda barsak hareketlerini azaltarak infeksiyonun yayılmasına yol açabilir. Klinik bulgular ile düşünülen bakteriyel enfeksiyona uygun antibiyotik tedavisine başlanır. Başlangıçta yapılan dışkı kültürleri ile tabloya yol açan bakteri tanısının konulması mümkün olabilir. Her besin zehirlenmesinde antibiyotik etkili değildir. Besin zehirlenmelerin seyri iyi bir destekleyici tedavi ve uygun antibiyotiklerle oldukça iyidir ve genellikle komplikasyona yol açmazlar."
Bakteri türü Kuluçka süresi Belirtileri Bulaştığı besinler Stafilacocous aureus 2-4 saat kusma, karın ağrısı, ishal, dondurma, krema, mayonez, patates salatası Basillus Cereus 1-6 saat karın ağrısı ve kusma tahıldan yapılan yemekler pilav ve süt ürünleri Clostridrum perfingens Tip A 8-14 saat kramp şeklinde karın ağrısı, ishal, pişirilip saklanmış etler nadir olarak ateş ve kusma Vibrio parahaemolyticms 12-24 saat ishal ve karın ağrısı deniz ürünleri Compylobacter feyuni 1-7 gün ateş, aşırı gaz, ishal, karın ağrısı süt, dondurma ve kontamine besinler Versinia enterosolitica 1-7 gün ateş, kanlı ishal, karın ağrısı süt, dondurma ve kontamine sular Salmonella infeksiyonları 6-48 saat karın ağrısı, ateş ve ishal süt, süt ürünleri ve yumurta Shigella türleri 24-72 saat karın ağrısı, ateş, kanlı mukuslu ishal kontamine su ve besinler E. Coli tipleri tiplerine göre şiddetli ishal karın ağrısı, kontamine su ve yiyecekler kuluçka süresi değişir ateş, bazen kanlı ishal,Kolera 24-72 saat şiddetli ishal ve dehitratasyon kontamine su ve besinler Clostridum batinilum 12-72 saat görme bozukluğu, yutma güçlüğü, ev konserveleri.
Bilinç kaybında(Bayılmada) ilkyardım Beyine giden kan miktarının azalması sonucu, beş duyu organından gelen uyarılara geçici olarak cevap verememe haline bilinç kaybı, ya da bayılma denir. Bu durumdaki bir kişi, sözle ya da dokunarak kendisine ulaşmaya çalışan ilkyardımcıya cevap veremez, ancak, ağrı yaratan bir uyarana refleks karşılık verir.
Basit bayılmalar genellikle uzun süren açlıklar, ağır yorgunluk, uykusuzluk, ani korku ya da acılar sonucu olarak ortaya çıkar.
Bu durumdaki bir kazazedeye ağızdan yiyecek, içecek verilmez, giysileri rahatlatılır, ayakları yukarıya kaldırılır, kusma olabileceği için yan güvenli pozisyonda tutulur. Kendine gelmeye başlayan kazazede hemen ayağa kaldırılıp, yürümeye zorlanmamalıdır.
Ankara Tabip Odası İlkyardım Eğitimi Komisyonu İlkyardım Eğitimi Kursu Ders Notlarından Alınmışır.
Boğaza kaçan yabancı cisimde ilkyardım
Boğaza takılan yabancı cisim, elle ulaşılabiliyorsa elle çıkarılır. Aksi takdirde çocuksa baş aşağı tutularak, büyükçe iki kürek kemiği arasına vurularak yardım edilir.
(Editör) Bu müdahaleler sonucunda yabancı cisim çıkmıyorsa ve boğazın arkasında yerleşmişse başka araçlarla çıkartılmaya çalışılmamalıdır çünkü bulunduğu yerden kurtulup soluk borusuna kaçabilir. Böyle bir durumda hemen acile başvurulmalıdır.
Ankara Tabip Odası İlkyardım Eğitimi Komisyonu İlkyardım Eğitimi Kursu Ders Notlarından Alınmışır.
Botulism Klinik bulgular : Nöromüsküler blokaja bağlı oluşan nörolojik bulgulardan ibarettir.Ilk tipik belirtiler kafa çiftleriyle (3,4 veya 6 en sık tutulan sinirlerdir) ilgilidir;
- Bulanık görme, fotofobi, pitozis, midriyazis, ağız kuruluğu, ses kısıklığı, disarti, yutma güçlüğü, bulantı, kusma.
- Daha sonra ekstremitelerde simetrik parezi ve paraliziler, konstipasyon, idrar retansiyonu, ileus görülür.
- Hastaların bilinci yerindedir. Başlarını tutamazlar. Ateş yoktur. Ağız mukozası hiperemik, dil kurudur. Deri tendon refleksleri normal, simetrik olarak azalmış veya alınmayabilir. Patolojik refleksler ve pupil reaksiyonu alınmaz. Duyu kaybı yoktur. BOS normaldir.
- Ağır vakalar, solunum kasları felciyle kaybedilir.
Etyoloji : Hastalık, C.botilinum’un (anaerop, sporlu) eksotoksini ile oluşur. En çok ev konserveleri, nadiren de havası alınmış gıdalar nedendir. Yiyeceğin 100° C’de 10 dk. kaynatılması toksini nötralize eder.
Tanı : 12-36 saatlik inkübasyon süresi içinde ev konservesi yeme hikayesi ve aynı gıdayı yiyen başkalarında da benzer belirtilerin olması ve aşağıdaki 5 bulgunun varlığı botulism tanısı koydurur.
1. Nedeni açıklanamayan postural hipotansiyon
2. Dilate, refleksisiz pupiller
3. Progressif solunum zayıflığına eşlik eden dessendan paralizi
4. Mukozalarda kuruluk
5. Ateş bulunmayışı
Ayırıcı tanı : Atropin ve bazı bitki zehirlenmeleri; dilate pupil ve ağız kuruluğuna hallüsinasyonlar ve SSS eksitasyon bulguları eşlik eder. Guillain- Barré sendromunda, kas zayıflığı periferden başlar, assendadır, kafa çiftleri son dönemde tutulur. BOS’ta protein artmıştır. Myasthenia gravis’li hastalar edrophonium (Tensilon)’a çok daha iyi cevap verir. Poliomyelit; ateşlidir, ekstemite tutulumu asimetriktir.
Tedavi : Botilism şüphesi olan hastaya süratle aşağıdaki işlemler uygulanır.
- Trivalan (ABE) botulism antitoksik serumu (Hıfzıssıha Ens’ten temin edilebilir, Tel:312-4355680); heterolog immun globulindir. Alerji kontrolü yapıldıktan sonra (varsa desensitizasyon yap; bir flakon IM, bir flakon IV (prospektüste müsaade edilmiyorsa) 2-4 saatte bir semptomlar düzelene kadar verilir.
-Şüpheli gıdayı yiyen semptomsuz kişilere profilaktik olarak serum önerilmez (%20 oranında hipersensitivite riski vardır.)
- Hasta yoğun bakımda izlenir.Suni solunum ve trakeostomi için hazır olunmalıdır. Iyi destek tedaviyle ağır vakalar bile kurtarılabilir.
- İleus varsa, nazogastrik aspirasyon ve parenteral beslenme yapılır. İleus yoksa, mide yıkanır müshil veya lavman yapılarak GIS’te kalmış olan toksin uzaklaştırılır.
Laboratuar : Tanıda pratik değeri yoktur. Rutin tetkikler fikir vermez. Dışkı, muhtevası ve şüpheli gıdadan toksin tayini ve aneorob kültür yapılır. Hayvan deneyi yapmak daha kolaydır. EMG, rutin olmasada tanıda kullanılabilir.
- Bildirimi zorunludur.
Burun kanaması Çeşitli nedenlerden kaynaklanan burun kanamalarınatıp dilindeepistaksis denir. Genç erkeklerde genellikle ergenlik dönemlerinde,genç kızlarda ise, çoğunlukla aybaşı kanamaları sırasında görülür. Bir de; yüksek tansiyonun neden olduğu burun kanamaları vardır.
Gençlerde görülen ve önemli olmayan burun kanamaları çok kolaydurdurulur ve korkulacak bir şey yoktur.Tansiyon yüksekliğinden kaynaklanan ve genellikle orta yaşlarda görülen burun kanamalarınıdurdurmak ise biraz zordur.
Yapılacak ilk iş hastayı hemen oturtmak, başını öne doğru hafifçe eğip,burnunun kanayan deliğini on dakika kadar bastırmak, bu sırada ağızdannefes almasını ve yutkunmasını söylemektir.
TANIM: Burun kanamaları çoğunlukla can sıkıcıdır. Ancak bazen korkutucu ve yaşamı tehdit edici boyuttadır. Uzmanlar burun kanamalarını iki gruba ayırmaktadırlar. Ön burun kanamaları burun ön kısmından gelen kanamalardır. Ayakta duran yada oturan kişide burun deliğinden akan kanama şeklinde kendini gösterir. Arka kanama: Burun arkasından olan kanamadır. Kanama genize doğrudur. Otururken veya ayakta dururken bile kanama boğaza doğru olur. Hasta sırt üstü yattığında ön kanama bile olsa her iki yönde kanama olabilecektir.
Arka burun kanamalarının tanınması oldukça önemlidir. Bu kanama tipi bir uzmanın takibini gerektirmektedir. Arka kanamalar çoğunlukla yaşlı kişilerde görülür. Bu hasta grubu genellikle yüksek kan basıncı (tansiyon) olan kişiler yada travma geçirmiş kişilerdir. Burun kanamaları çocuk yaş grubunda genellikle ön kanama tipinde olmaktadır. Kuru hava veya kış aylarında görülen kabuklanmalar kanamaya neden olmaktadır. Bundan korunmak için nemlendirici bir kremi burun orta bölmesine parmak ucu ile sürmek faydalı olacaktır.
Bu amaçla vaselin gibi kremler kullanılabilir. Günde üç defa kullanılması önerilir. Ancak gece yatmadan önce sürülmesi yeterlidir.
Burun kanaması sık tekrarlıyorsa doktorunuza görünmenin faydası vardır.
ÖN KANAMALARIN DURDURULMASI
Siz yada çocuğunuzda ön burun kanaması varsa şunları uygulayınız:
Burunun ucundaki yumuşak kısmını başparmağınızla diğer iki parmağınız arasına alınız. Burunu parmakla sıkıştırılmış olarak yüzünüze doğru bastırın. Beş dakika böyle bekleyiniz. (Saat tutunuz.) Başınızı kalbinizden daha yüksek tutmaya dikkat ediniz. Bu nedenle oturmanız yada başınız daha yukarda uzanmanınız önerilir. Burun ve yanağınıza buz tatbik ediniz. (Bir plastik torba içine buz doldurarak. )
KANAMA DURDUKTAN SONRA YENİDEN KANAMAYI ÖNLEMEK
Sümkürmemeye dikkat ediniz. Yerden ağır bir şey kaldırmak yada buna benzer zorlayıcı hareketler yapmayınız. Başınızı mutlaka göğsünüzden daha yukarda tutmaya çalışınız.
TEKRAR KANAMA OLURSA
Burun içindeki tüm pıhtıları sümkürerek temizleyiniz. 3, 4 defa her iki burun deliğine dekonjestan burun spreyi sıkınız. Tekrar en baştaki 1. ve 3. basamaktaki gibi buruna baskı yaparak sıkınız. Doktorunuzu arayınız.
NE ZAMAN DOKTORU ARIYALIM YADA ACİL SERVİSE BASVURALIM?
Eğer kanama durmuyorsa veya yeniden kanamaya eğilim gösteriyorsa;
Eğer kanama nedeniyle yorgunluk ve halsizlik hissediliyorsa.
Eğer kanamanız burun önüne kanamadan çok boğaz arkasına doğru oluyorsa
Burunda yabancı cisimde ilkyardım Çocuklarda görülebilir. Buruna sivri, uzun cisimler sokmamak gerekir. Yabancı cismin olduğu tarafın karşısındaki burun köküne bastırılarak kişi sümkürtülür. Başarılı olunamazsa kişi nakledilir.
Ankara Tabip Odası İlkyardım Eğitimi Komisyonu İlkyardım Eğitimi Kursu Ders Notlarından Alınmışır.
Cilt kesisi GENEL BİLGİLER Tanımlama: Keskin veya pürüzlü bir cisimle cildin kesilmesi Sportif yaralanmalar genellikle sıyrık ve kesilerle oluşur ki, bunlar çürüklere, yaralara ve düzensiz kesilere sebep olur.
Anatomik içerik: Vücudun her kısmı
Bulgu ve Belirtiler: Ciltte bir tip kesi Sportif yaralanmalarda sıklıkla cildin kalkmasıyla acılı ve basamaklı kesiler görülür.
Ağrı Kanama (baş ve alın yarıklarında fazladır) "Şişlik,kızarıklık ve hassasiyet (bazen)
Nedenler: Keskin veya sert objelerle direk darbe gelmesi (oyuncu malzemelerinin keskin ucu ayakkabı, eldiven, kask vs.)
Riski Arttırıcı Nedenler: " Temas sporları "Otomobil, bisiklet, motosiklet yarışları " Pürüzlü oyun sahaları Nasıl önlenir ?
Koruyucu malzemeler kullan , mümkünse sert zeminlerde spor yapma. Araba içinde emniyet kemerini kullan
TIBBİ YAKLAŞIM Planlama: " Doktor tedavisi, yaranın temizlenmesi ve dikiş atılması. Tedaviden sonra kendi kendine bakım. Tanı Yöntemleri: ' Kendi gözlemleriniz Doktorca yapılan fizik muayene ve tıbbi geçmiş ' Kesi civarındaki kemiklerin röntgeni Olası Komplikasyonlar: ' Dikiş altında sıvı toplanması Lokal anesteziklere karşı allerji Enfeksiyon oluşumu. Enfeksiyon varlığında ateş, ağrı ve ödem (sıvı toplanması) olur. Ödem dikişlerin açılmasına neden olabilir.
Yaraizikalması ve bunun verdiği rahatsızlık iyileşme Süresi: Eğer dikişler enfeksiyon kapmazsa kesiler normalde 2 hafta içerisinde iyileşir (ylokaliza-syona göre farklılık gösterebilir.) ' Dikişler 10 gün sonra alınır.
TEDAVi Not: Burada belirtilenler yardımcı öneriler olup, esas olarak doktorunuzun direktiflerini takip ediniz.
İlkYardım: Hızlı kanamalarda : " Yaralanmış bölgeyi bir bezle veya elinizle kapatın.Ambulansı beklerken veya acil ünite giderken 10 dakika kuvvetli bir baskı uygulayın " Eğer baskı kanamayı kontrol edemiyorsa ve kanama bacak veya koldan ise turnike kullanın (hafif) Turnikeyi herhangi bir sargıdan veya benzer metaryalden yapabilirsiniz. Yaranın üstüne, kol veya bacağı çevreleyen turnikeyi sarın ve bağlayın. Yaralı bölümle gazlı bezi arasına sert bir obje yerleştirebilirsiniz. Bu sert objeyi çevirerek kanamayı yavaşlatacak ve durduracaktır. Turnike kullandığınızı mutlaka acil ünite çalışanlarına söyleyiniz.
Turnike 20 dakikadan daha fazla kullanmayınız. ' Aşırı kanama yoksa yara bakımı için; yaralanmış bölgeyi su ve sabunla dikkatlice temizle, genellikle lokal anestezi altında yaralanmış bölge yeniden temizlenecek ve dikiş atılacaktır, (doktor tarafından)
Tedavinin Devamı: " Yarayı bandajla kapalı olarak tut ve 2 gün için orta derecede kompres yap, bu ödemi önler. " Eğer bandaj ıslanırsa çıkar ve antibiyotikli merhem kullan " Dikiş atıldıktan sonra kanama meydana gelirse, 10 dakika gaz bezini bastırarak yara üzerine baskı uygula. " Tetanoz riskini önlemek için, tetanoz to-ksoidi veya antitetanık serum alın. " Temas sporlarında, iyileşme tamamlanıncaya kadar birkaç pedle yaralanmış bölgeyi koruyun.
ilaç: Hafif ağrılar için reçete gerektirmeyen parasetamol alabilirsiniz. Aspirin kullanmayın, kamayı arttırabilir. Doktorunuz antibiyotikler kuwetli ağrı kesiciler reçete edebilir,
Aktvite: Tedaviden sonra normal aktivitelyerinize yavaş yavaş başlayın. Diet: Ekstra protein içeren et, balık, tavuk, süt, yumurta, peynir gibi besinler alın. Aktivite azalmasına bağlı kabızlığı önlemek için lifli ve sıvı besinler tercih edin.
DOKTORUNUZU ARAYIN
Yaralanma varsa
Yarada enfeksiyon işaretleri varsa (ba-grısı, ateş, ağrıda artış, kızarıklık, cerahat) " iyileşen kesiler iz bırakabilir. Siz plastik cerrahiyle bunu yok etmeyi başarabilirsiniz.
AŞİL TENDONU YIRTILMASI NORMAL ANATOMİ
GENEL BİLGİLER ; Tanımlama Aşil tendonu veya onun bağlantısı kas veya kemikdeki sakatlanmadır. Bu üç parça bir ünit oluştururlar. Yırtılmalar bu ünitinin en zayıf bölümünde meydana gelir. Yırtılmalar 3 derecede değerlendirilir. "Hafif (l c derece) Kas ve tendon liflerinde yırtılma olmadan hafif gerginlik mevcuttur. Kuvvet kaybı yoktur. " Orta (2° derece) Kemiğe yapışma yerinde veya kas ve tendon liflerinde yırtık vardır. Güç azalmıştır. ' Şiddetli (3° derece) Kas-tendon veya kemik yapışma yerindeki liflerin kopması. Cerrahi tedavi gereklidir. Kronik yırtılmanın sebebi aşın kullanma ve aşın yüklenmedir. Akut yırtılmanın sebebi ise doğrudan sakatlanan veya aşın gerginliktir. Anatomik İçerik " Aşil tendonu " Aşil tendonuna bağlı kaslar " Topuk kemiği (Kalcaneus) " Sinirler, periost, kan ve lenf damarları içeren yumuşak dokular. " Aşil tendonu etrafındaki şişlik. ' Güç kaybı • Kopma (parmak bastırıldığında çıtırtı sesi veya hissi) sesi ' Röntgende, tendon ve kasda kalsifiklasyon, ' Aşil tendonunu örten kılıfın enflamasyonu
Tendon üzerinde boşluk hissi ' Parmaklar üzerinde yürüyememe. Nedenler: ' Ayak bileğindeki kas tendon grubunun uzun süreli aşın kullanımı ' Engelli koşullar, uzun atlama, yüksek atlama veya kısa mesafeli koşular gibi kısa süreli tam yüklenmeli aktiviteler Riski arttıran nedenler ' Kontakt sporlar 'Koşu ' Uzun atlama, engelli koşu veya sürat koşulan gibi ani startlı olan sporlar. ' Dolaşım azalmasıyla seyreden herhangi bir kalp-damar hastalığı ' Kanama bozukluğuna dair bir hastalık öyküsü ' Ayak büküldüğünde veya azaltıldığında agrı " Baldır kastarında spazm ' Şişmanlık ' Beslenme yetersizliği ' Eski asil tendon sakatlanması ' Zayıf kas yapısı Nasıl Önlenir? Spor branşına uygun kuvvet ve kondisyon programına katılın. " Yarışma ve antrenmanlardan önce ısının " Yarışma ve antrenmanlardan önce bölgeyi bandajlayın. " Uygun koruyucu ayakkabılan tercih edin. TIBBİ YAKLAŞIM Doktor teşhisi " Uygun bandaj, bazı zamanlarda alçı " Rehabilitasyon süresince kendi kendine bakım " Fizik tedavi " Cerrahi müdahale Tan Yöntemi: " Belirtilerin gözlenmesi. ' Öykü ve bir doktor muayenesi ' Kırık olup olmadığını anlamak için o bölgenin röntgen filmi. " ultrasaund. manyetik rezonans görüntüleme Olası Komplikasyonlar: " Aktivitelere erken dönüldüğünde iyileşme süre recinin uzaması Tekrarlayan sakatlanmaları takiben stabil olmayan mayan veya hareketsiz ayak bileği ' Kemiğe yapışma yerinde enflamasyon (peri-ostit) " Sakatlanmanın uzaması İyileşme Süresi Eğer ilk sakatlanmaysa aktivitelere dönmeden önce uygun bakım ve yeterli iyileşme süreci kalıcı bir sakatlanmayı önleyebilir. Kopan bağ veya ten donların iyileşme süreci kemik kırığının iyileşme süreci kadardır. Hafif yırtıklarda =2-10 gün Orta yırtıklarda = l O gün 6 hafta Şiddetli yırtıklarda = 6-10 hafta Tekrarlayan bir sakatlanmaysa yukarıdaki komplikasyonların hepsinin oluşması mümkündür. TEDAVİ Not : Doktorunuzun önerilerini takip edin. Bu bilgiler destek amaçlıdır. İlk Yardım : R.l.C.E. protokolün takip edin. Bu protokol dinlenmebuz, kompresyon ve elevasyondan ibarettir. Tedavinin Devamı:
Eğer splint veya alçı kullanılıyorsa parmaklan serbest bırakın ve arada bir egzersiz yapın. Eğer splint veya alçı kullanılmıyorsa;
Günde 3-4 kez 15 er dakikalık buz masajı yapın
ilk 72 saatten sonra eğer daha iyi hissediyorsanız, buz yerine sıcak tedaviye başlayın. Isıtıcı lam balar, sıcak duş, sıcak merhem, ısıtıcı pamad veya ısıtıcı krem ve merhemler kullanılır.
Mümkünse havuz tedavisi yapınız. "Tedavi sırasında bileğide saracak şekilde elastik bandaj sarın. Ayakkabının topuğunu yüksel tin, Rahatlığı sağlamak ve ödemi azaltmak için sık sık ve hafif masaj yapın. haç: Hafif rahatsızlıklar için, aspirin, parasetamol ve ya ibuprofen kullanabilirsiniz, toka krem ve merhemler kutanın. Doktorunuz suntan reçete edebilir: ' Kuvvetli ağrı kesiciler " Ağrıyı azaltmak için uzun süreli lokal anestezik enjeksiyonu ' Enfeksiyonu düzenlemek için bazen kortizon enjeksiyon Aktivite : Orta ve şiddetli yırtılmalarda en az 72 saat kol tuk değneği kullanın. (Alçı veya splinte daha uzun) Ağrı tamamen geçtikten sonra normal aktivitelere başlayın. DM: Et, balık, tavuk, peynir, süt ve yumurta gibi bol proteinli yiyeceklerle dengeli ve iyi beslenin. Hare-ketsizlikten oluşan kabızlığı önlemek için bol sıvı alın. Rehabilitasyon: Destekleyici bandajlara ihtiyaç kalmadığı za man günlük egzersizlere başlayın.
DOKTORUNUZU ARAYINIZ "Orta ve şiddetli yırtılmalarda veya 10 günden fazla süren hafif yırtılmalarda, " Tedaviye rağmen ağrı ve şişlik gittikçe kötüle-şiyorsa.
Alçıda ağrılar meydana geliyorsa, " Ağrı, sakatlanan bölgenin aşağısında, hissizlik ve üşüme, şişme ' Tırnaklarda mavi veya gri renk oluşumu
Kas Yaralanmaları Ya doğrudan şiddete bağlı (darbe, çarpma; bkz. incinme) yada dolaylı olarak ani güçlü, koordinesiz kas hareketleri ve aşırı zorlanma koşulları nedeniyle oluşurlar. Bunun nedeni kötü hazırlanmış ("soğuk"), önceden yetersiz gerilmiş ya da yorgun bir kas sistemi de olabilir. Kas kopması Kasın aniden aşırı gerilmesiyle, çoğu zaman kas lifi yırtılması ve bölgesel kan birikmesiyle birlikte olur. Tanı Belirgin, basınçla ağrı, kas sertliği, hareket sınırlaması ve yüklenmede ağrı görülür. İlk Yardım Soğuk kompres uygulanır, koruyucu sargı sarılır (elastiki bandaj, Sport-Tape). Yaralı bölgeye masaj yapılmaz! Spor çalışmasına ve yüklenmeye devam etmek için dondurucu sprey kullanılmaz. Tedavinin devamı Yüklenme ağrısına ve işlev azalmasına göre bir kaç gün için spora ara verilir. Daha sonra kendi kendine kas gevşetmealıştırmaları,etkilihareketlerle alıştırma tedavisi, sıcak banyo uygulaması; elektrik tedavisi(Diadinamik, Nemektrodyn); yapılanma antrenmanı uygulanır. Hiçbir tedavi önlemi ağrıya yol açmamalıdır! Kas Yırtılması Büyük ölçüde kas yırtılması ya da kasın tamamen ortadan yırtılması ya da kopması. Tanı Şiddetli, batıcı ağrı, kas krampı, şişlik ya da farklı miktarda kanama (Kas kılıfı içindeki kanamada ağrı artar), işlevin engellenmesi olur; yüklenme kapasitesi yoktur. Birbirinden ayrılan kas uçları arasında çoğu zaman elle hissedilebilir hafif bir çökme görülür. İlk Yardım Soğuk uygulanır (nemli- soğuk pansuman, buz kompresi). Spor yapma yetisini tekrar kazanmak amacıyla dondurucu sprey uygulanmaz. Basınçlı sargı, koruma ve Bk günlerde fazla yüklenilmemelidir. Akut dönemde sıcak kompres uygulanmaz, masaj yapılmaz. Bazı durumlarda cerrahi girişim gerekir. Bu nedenle hareket sınırlamalarında veişlevin aşırı azaldığı durumlarda doktorun tanı vetedavisi kesinlikle gereklidir. Tedavinin devamı 1 ile 3 hafta sonra (kasın yırtılma derecesine göre) germe alıştırmalarıyla birlikte işlevel alıştırma tedavisi ve etkin hareketler (hareket banyoları da) , bundan başka sıcak kompresler, elektrik tedavisi (Nemektrodyn, Diadynamik), masajlar yapılır. Ancak bunlar doğrudan doğruya yaranın olduğu yere değil, sadece etrafına uygulanır. Küçük kas lifi yırtılmaları 2 ile 3 hafta sonra iyileşir. Daha büyükçe kas yırtılmaları için yaralanmanın derecesine ve yerine göre tam bir iyileşme için 6 haftaya kadar bir süre hesaba katılmalıdır. Yaralanma, kasın bütün kuvvetine ve gerilebilirliğine ulaşması, ayrıca kasa ait olan ve de etrafındaki eklemlerin sınırsız eklem hareketliliğine ulaşmaları durumunda iyileşmiş demektir. Yaralı kasa yapılacak çok erken bir yüklenme çoğu zaman kalıcı işlev azalmasına neden olur. Bu nedenle rehabilitasyon evresindeki tedavi önlemlerinin uygulanmasına son derece dikkat edilmelidir. Bağımsız da yapılabilen söz konusu rehabilite edici alıştırma tedavisinin süreci kısaca şu biçimde özetlenebilir: 1. Kuvvet alıştırması olmaksızın yaralı kası germe alıştırmaları; yaralı olmayan karşı tarafa kuvvet alıştırması yapılarak germe hareketleri 2. Yüklenme düzeyi ayarlanmış kuvvet (düşük direnç) alıştırmaları ile izometrik alıştırmalar 3. Ağrısız bölge içinde etkin bir biçimde yapılan hareketler 4. Dinamik ve izoton alıştırmalar 5. Kuvvet makinesiyle izokinetik alıştırmalar 6. Yaralı kaslarıvede gerekli koşullarda antagonist (karşıt) kas işlev gruplarını dikkatlice germe alıştırmaları 7. Koordinatif kas antrenmanı: Nörofizyolojik kışımın giderek arttırılması alıştırmalar fizyoterapist tarafından yaptırılır. 8 Yaralı kışımın yükünün giderek arttırılması 9. Antrenman yüklenmesinin artması- özgül yüklenme antrenmanı 10.Kas gerdirme alıştırmalarının (Stretching) uzunsüreli ve tutarlı biçimde uygulanması. Kas Kılıfının Yırtılması Gergin kaslara doğrudan doğruya bir darbe ya da çarpma sonucunda (kas fasyalarının yırtılması) kılcal damarlarının yırtılmasıyla oluşur. Tanı Basınçla ve hareket ederken ağrı, şişlik, orta derecede kanama, işlev engellenmesi olur. daha sonraki kas gerilmesinde yaralı bölgede elle hissedilebilir bir kabarıklık (Kas fıtığı) görülür. İlk Yardım S-B-Y Önlemleri: Soğuk uygulanır ( buz kompresi, nemli-soğuk kompresler), basınçlı sargı sarılır, yüksekte tutulur ve yükü hafifletilir. Tedavinin Devamı Çoğu zaman cerrahi müdahale gerekir (kas kılıfının dikilmesi). Son olarak 3 hafta yükü hafifletilerek korunur, destekli bandaj, yükü hafifleten işlevsel sargı uygulanır, kas alıştırma programı (kas yırtılmasında olduğu gibi), hareket banyoları uygulanır, yüklenme giderek arttırılır. Ancak kas işlevinda ağrı olmaması ve eklemlerin rahatça hareket ettirilmesi durumunda spor yapılabilir
Çıkıklarda ilkyardım Bir eklemi meydana getiren kemiklerden birinin, bir dış etki sonucu normalde bulunduğu yerden ayrılmasına çıkık denir. Eklem bağlarının normalde izin vermeyeceği bir harekete zorlanan kemik bağları, aralayarak ya da yırtarak yerinden uzaklaşır.
- Eklemin ve vücut uzantısının görünümünde bozukluk
- Ağrı nedeniyle kısıtlanmış ya da tamamen ortadan kalkmış hareket
- Hassasiyet ve şişlik görülmesi çıkık düşündürmelidir.

Çıkmış bir kemiği, eklem boşluğuna ancak yetkili ve deneyimli bir kişi yeniden yerleştirebilir. Yetkisiz kişilerce yapılan denemeler ise damar-sinir sıkışmalarına, eklem bağlarının düzelemeyecek ölçüde tahrip olmasına, sık sık çıkığın tekrar etmesine (alışkanlık çıkığı) neden olabilir. İlkyardımcın görevi, yetkili ve deneyimli bir sağlıkçıya ulaşana kadar çıkık eklem bölgesini hareketsiz hale getirmektir. Bu amaçla askı, atel ve sargı uygulamaları yapılır
Ankara Tabip Odası İlkyardım Eğitimi Komisyonu İlkyardım Eğitimi Kursu Ders Notlarından Alınmışır.
Diz Sakatlanmaları Diz sakatlanmalarını önlemek için öncelikle yapmanız gereken spor ya da egzersiz yaparken dizlerinize odaklanmamanız ve hafifçe bükmeniz. Egzersizi mümkün olduğu kadar yumuşak bir yüzeyde yapın. Eğer egzersiz esnasında zıplıyorsanız, ilk pozisyonunuza dönerken dizlerinizi hafifçe bükün. Ayağınıza tam oturan, yumuşak tabanlı ve esnek ayakkabılar giyin. Bacak hareketleri yaparken dizlerinizi 90 dereceden fazla bükmeyin. Böylece dizde meydana gelebilecek sakatlanmaları önlemiş olursunuz.
Donuk Aşırı soğuk ortamda uzun süre kalınması sonucu donma ortaya çıkar. Kazazede halsiz, uykuludur. Donuk vücut bölümleri beyaz, sert, soğuktur. Henüz donmamış kısımlar kızarık olabilir. Hareketleri ağır ve ağrılıdır. Ciltte su dolu keseler görülebilir. Donmuş kısımlarda duyu kaybı vardır.
Karla ovuşturmak, masaj yapmak, kumaş parçaları sürterek ısıtmaya çalışmak, sıcak odaya ya da sıcak suya sokmak, bandaj yapmak, cilde ilaçlar sürmek, alkol ya da sigara vermek sakıncalıdır.
İlkyardımcı önce kazazedenin ıslak giysilerini çıkartıp kurumasını sağlamalıdır. Donmuş bölgeler temas, sürtünme, doğrudan ısıdan korunmalı, yüksekte tutularak bir battaniye ile sarılmalıdır. Isıtma işlemi yavaş ve aşamalı olarak yapılmalıdır. Ilık su bu amaçla kullanılabilir. Kazazedeye ılık içecekler ve şekerli sıvı gıdalar verilebilir.
Eklem Burkulması Burkulma; eklemlerdeki bağların veya çevresindeki dokuların ani ve ters hareketler sonucu gerilmesi veya yırtılması sonucu meydana gelir. Bu durum en çok ayak ve el bileği eklemlerinde görülür. Burkulan eklem önce şiddetli bir şekilde ağrımaya başlar. Burkulmadan birkaç saat sonra ise eklem çevresinde şişlik ve kızarıklık oluşur. Burkulan eklem hemen tedavi edilmelidir. Bölge öncelikle soğuğa tutulmalı (üzerine buz veya içi soğuk suyla dolu bir kap koyabilirsiniz), daha sonra bandajlanarak 1-2 saat boyunca yükseğe kaldırılmalıdır. Böylece şişmeyi büyük ölçüde engelleyebilirsiniz. Soğutma işlemi 10-15 dakikadan uzun sürmemeli, her uygulama arasında 3 saat beklenmeli ve uygulamanın toplam süresi 24 saati aşmamalıdır. Bandajlama işleminden önce burkulan bölgeye merhem sürülmesi de iyileşmeyi hızlandırabilir.
Elektrik çarpmasında ilkyardım Elektrikle çarpılmak için akımın vücuttan geçerek + ve - kutuplar arasındaki devreyi tamamlaması gerekir. Pil, batarya, ve akümülatörler doğru akım üretirler. Doğru akım 20-30 volttan sonra çarpılma hissi vermekte ancak tahribat yapmamaktadır. Pil ve oto aküsü ile çarpılmak olası değildir. 30 volt üstü doğru akım (DC) kaynakları tehlikelidir.
Evde kullanılan elektrik alternatif akım (AC) tipindedir. Alternatif akım, 15 volt üstünde çarpılma hissi verir, tahribat yapmaz. 20 volt üstü tehlikeli sayılabilir. Elektriğe temas eden noktalar arası mesafe kısa ise arada kalan doku şiddetle ısınır ve yanar. Yanık, elektrik akımının kuvvetine bağlı olarak artar.
Alternatif akım, kalp üzerinden geçecek olursa, kalbin sinirsel ileti sistemini bozar, kalp durur.
Allternatif akımla çarpılma çok kolaydır. Prizdeki aktif kutba değildiğinde, vücut devreyi tamamlamak için yere basan ayakları kullanır.
Su, elektrik akımını iyi iletir. Kuruyken iletken olmayan tahta, plastik gibi maddeler ıslanınca iletken olurlar.
Yıldırım, doğal elektrik kaynaklarıdır. Yıldırım havadaki durağan elektriğin bir ark ile boşalması demektir. Bu nedenle çocukların yağışlı ve fırtınalı havalarda uçurtma uçurmaları tehlikelidir. Çünkü ıslanan uçurtma ipi iletken hale gelir ve elektrik, ipi elle tutan kişi üzerine boşalabilir.
Ülkemizde yerleşim alanları üstünden geçen ve zaman zaman evlerin çok yakınlarına kadar gelen yüksek gerilim hatları başka bir tehlike kaynağıdır. Bu gibi yerlerde televizyon antenlerin düzeltilmesi için dama çıkılması başlı başına ayrı bir tehlikedir. Çocukların uçurtmalarını almak için bir sopayla tellere dokunmaya kalkışmaları ölümle sonuçlanan kazalara yol açmaktadır. Bu hatlara 20 m. den daha yakına gelmek son derece tehlikelidir.
Elektrik çarpmalarına karşı alınması gereken önlemler
*Saç kurutucusunu ve elektrikli ısıtıcıyı banyo küvetinin ve lavabonun yakınlarına koymayın.
*Islak ortamda elektrikli cihaz çalıştırmayın. Banyoda saç kurutucusu kullanmayın
*Prizlere emniyet kapağı takın
*Evde topraklı priz kullanın
*Yuvasından çıkmış, telleri açıkta kalmış prizleri tamir ettirin
*Sigortaları tel sararak yenilemeyin, orjinal malzeme kullanın
*Elektrikli cihazları fişe takmadan önce kapalı olduklarına emin olun
*Elektrikli ev aletlerini kullanım talimatlarına uygun kullanın
*Sigortayı kapatmadan elektrikle ilgili hiçbir iş yapmayın
*Evi uzunca bir süre terk edecekseniz sigortaları kapatın
*Ekmek kızartma aletini kahvaltı masasına almayın. İçinde sıkışan dilimi çatal, bıçak gibi nesnelerle kurcalamayın
*Sıcak ütüyü kablosunun üstüne koymayın
*Elektrikle uğraşırken kalın lastik tabanlı ayakkabı giyin
Elektrik çarpmalarında yapılması gerekenler
*Elektriği kesmek için sigortaları kullanın
*Lastik tabanlı ayakkabı giyin, kuru bir lastik eldiven takın
*Elektrik akımını iletmeyecek kuru bir cismin üzerine çıkın
*Elektrik çarpan kişinin yakınındaki kablo gibi iletkenleri, yalıtkan bir çubukla uzaklaştırın
*Hastayı giysilerinden çekerek bölgeden uzaklaştırın
*Elektrik çarpan kişiye kalın lastik tabanlı ayakkabınız yoksa dokunmayın
*Sigortaları kapatmadan yaralıya temas etmeyin
*Çıplak elle çarpılmış kişiye dokunmayın
*Çocukları olay yerinden uzak tutun
*Dokunmak için iletken cisimler kullanmayın
Ezik Ezik Alm. Quetschung (f), Fr. Contusion (f), İng. Bruise. Bir darbe veya sıkışma sonucunda deride meydana gelen hasar. Derin dokularda meydana gelen ezilme. İnsanın derisi bir yere sıkışınca, ezilince, oraya kan toplanır. Morarır, sızlar, çok acır. Buna ezik veya contusion denir. Bazı insanlarda ezik sonucu morarmalar, daha kolay meydana gelir. Eziklerdeki şişme ve morarmanın sebebi tahrip olan damarlardan doku arasına kaçan kandır.
Belirtileri: Ezikte ciltte renk değişikliği olur. Ezik önce kırmızı-pembeyken, sonra mavi yeşil-sarı renge dönüşür. Şişme olur. Ağrılı veya ağrısız olabilir. Eğer ezik kemiğin hemen üstünde ise daha fazla rahatsızlık verir. Kan geri emildikçe ezik solar. Eziğin iyileşme süresi büyüklüğüne göre değişir. Doku arasındaki olan kanama yerçekimi ile aşağıya doğru hareket eder. Kaşa yapılan bir darbe bu şekilde göz etrafında morarma yapabilir. Bazı kan hastalıklarında darbe olmamasına rağmen sık morarma olur. Yaşlılarda da cilt elastikiyetini kaybettiği için damarlar kolay kanar. El ve ayak sırtındaki ezikler geç iyileşir. Çünkü buralardaki kanamaların geri emilimi uzun sürer.
Bir ezik, kesik ve çizik sonucu dışarı açılırsa mikrop kapabilir. Dolaşımın zayıf olduğu ayak ve ayak bileği çevresinde bu durum tehlikelidir. Yaşlılarda iyileşmeyen müzmin bacak ülserlerine sebeb olabilir.
Tedavisi: Yaralanmadan hemen sonra uygulanan buz paketi morarmayı azaltır. Eziğe, morarma meydana geldikten sonra yapılacak fazla bir şey yoktur. Bir ezikle karşılaşıldığında başka bir harabiyet, kırık olup olmadığı araştırılır. Doku arası kanamayı önlemek için yaralanan bölge desteklenir. Şişi azaltmak için eziğe bir buz paketi veya soğuk kompres (tazyik) uygulanır. Gerekiyorsa kompres esnek bir bandajla eziğin üstüne tesbit edilir. Ezik olan bir kol boyun askısıyla desteklenebilir. Ezik bölge bacakta ise hastanın yatırılıp bacağın yastık vasıtası ile yukarı kaldırılması faydalıdır. Ezik gövdede ise baş ve omuzların aşağısına yastık konarak gövde kaldırılır.
Ağrı fazla ise, hareket kısıtlılığı varsa, morarma, darbe olmadan kendiliğinden oluşmuşsa, doktora müracaat edilmelidir. Kurşun suyu veya (Eau de Goulard) denilen süt gibi beyaz, bulanık su eziğe çok iyi gelir. Eczanelerde satılan bu su, gazlı bez üstüne dökülür ve morarmış yer üstüne konur. Ağrı, sızı çok kısa zamanda kaybolur. Kurşun suyu yok ise, bir gazbezi üzerine Lasonil ismindeki merhem sürülerek deri üzerine konur. Sargı bezi ile üzeri bağlanır. Deri yırtılmış, kan çıkmış ise kurşun suyu sürülmez. Yara oksijenli su ile yıkanıp temizlendikten sonra merhem sürülüp sarılır.
Kaynak: Rehber Ansiklopedisi
Gıda zehirlenmesi Sık sık rastlanan gıda zehirlenmesinin ptomain denilen maddelerden ileri geldiği, bu terimi 1870 yılında ilk kez kullanan İtalyan toksikoloğu SPELMİ'den beri söylenegelmiştir. Ptomain proteinin bakteriyel ayrışmasından ileri gelen zehirli bir ürün olarak kabul edilerek gıda zehirlenmesi kokuşma ile birleştirilmek istenmiştir. Şimdi ise ptomain zehirlenmesi anlamının yanlış olduğu ileri sürülmektedir. Gerçekten, limburger peynirinde birçok kokuşma bakterileri bulunup proteinler çok ileri giden kokuşmaya maruz kalmışlardır. Buna rağmen bu peyniri yiyenler hiç bir şey olmazlar. Bundan başka ptomain zehirlenmesini yapan olarak kabul edilen birçok organizmalar bağırsaklarımızda bulunmaktadır. Bu organizmalar gıdalarda meydana getirdikleri protein parçalanma ürünlerini belki de aynen bağırsaklarımızda yapmaktadırlar. Onun için ptomain zehirlenmesi bir gerçek olsaydı sık sık hastalanmamız gerekirdi. Yine de gıda zehirlenmesinin ptomainlerden ileri geldiği özerinde ısrar edenler vardır. Nedenleri çok iyi bilinen gıda zehirlenmesi şekillerini şu dört sınıfa ayırabiliriz:
1. Kimyasal zehirlerden ileri gelenzehirlenme, 2. Zehirli bitki veya hayvanlardan ileri gelen zehirlenme, 3. Bakteriler tarafından yapılan toksinlerden ileri gelen zehirlenme, 4. Protozoa, bağırsak kurtları ve nematodların sebep oldukları hastalıklar.
1. Kimyasal Maddelerle Zehirlenme Metallerin çoğu bir dereceye kadar çözünür olduklarından, metalik kaplarla temasta olan gıdalar bu metallerle bulaşırlar. Bununla birlikte, mutfak levazımatında kullanılan metallerin çoğu demir, çelik, alüminyum ve kalay zehirli değillerdir. Bakır elementi beslenme bakımından gerekli ise de bakırın bazı tuzları zehirlidir. Onun için bakır kaplarda yemek pişirilmesi veya saklanması doğru görülmemektedir.
Düşük kaliteli emaye kaplar bazen zehirli metallerden antimon ihtiva ederler. Çinko ve civa da zehirlidir.
2. Zehirli Bitki ve Hayvanlar İnsanlar için zehirli bazı bitki ve hayvanlar vardır. Nadir olmakla birlikte bazı yerlerde, senenin bazı mevsimlerinde çıkarılan midyelerden zehirlenmeler görülmüştür. Bazı mantarların da zehirli olduğu herkesçe bilinen bir gerçektir. Ergotizm denilen zehirlenme buğday veya pirinç üzerinde gelişen bazı mantarlardan ileri gelir. Favizm denilen hastalık da bazı bakla cinslerinin yenmesinden veya ana bitkinin çiçek tozlarının (pollen) inhalasyonundan ileri gelir. Yılankökü zehirlenmesi de bu bitkinin fazla bulunduğu yerlerde görülen ineklerin sütlerinin içilmelinden ileri gelmekledir. Bazı bitkiler de zehirlenme yapacak derecede oksal asid meydana getirirler. Yeşillik olarak kullanılan ravent yapraklarından olan zehirlenmenin bu maddeden ileri geldiği anlaşılmıştır.
3. Bakteriler. Birçok gıda zehirlenmeleri gıda içerisinde bakterilerin salgıladıkları toksinlerden ileri gelir, örneğin, etten zehirlenmelerin nedeni hemen tamamıyla bakterilerdir insanlarda gıda zehirlenmesini yapan bakteriler dört cinstir : (a) Clostridium botulinum, (b) Genellikle Staphylococcus denilen Micrococcus, (c) Salmonella, ve (d) Streptococcus.
(a) Botulizm İçinde Closlridium botulinum'un geliştiği ve bunun toksini bulunan gıdalar botulizm yaparlar. Bu organizma spor teşkil eden, anaerob bir toprak saprofitidir, sebzelere buradan geçer. Onun için hayvan bağırsak ve dışkılarında da bulunur, insanlara çokluk sosis, balık ve uygun şekilde hazırlanmamış konservelerden geçer. Bu konserveler özellikle evlerde yapılan sebze konserveleridir. Memleketimizde botulizm pek o kadar görülmemektedir. Toksin bulunmadıkça organizma enfeksiyon yapmaz ve zehirlenme işaretleri görülmez. Organizmanın gıdada gelişmesi sağlanırsa, kuvvetli toksinler meydana getirilebilir ve onun için bu gıda tüketilirse botulizm meydana gelir. Organizma tamamıyla anaerob olduğundan, oksijeni büsbütün çıkarılmamış gıdada gelişemez. Nitratlar da (etlerde) gelişmesini zorlaştırırlar. Toksinleri pek dayanıklı değillerdir, başka bakterilerin bazı enzimleri tarafından parçalandığı gibi ısı ile de tahrip olur.
Ctostridium botulinum kuvvetli sakkarolitik etkiye malik olduğu halde, genellikle kokuşturucu veya proteolitik anaerop organizma olarak sınıflandırılır.. Enerji kaynağı olarak şeker kullanımdan, son urun genellikle bütir asiddir. Onun için botulizme sebep olan gid.br çokluk bütir asid kokusu verirler. Bununla birlikte bütir asid her vakit meydana gelmez, ve organizma pek aktif proleolitik cinsten olmadığından, bu grubun geliştiği gıdada kokuşma da olmayabilir. Onun için botulizm yapan gıdalar çok kez tat ve koku bakımından normaldirler. Bununla birilikte Clostridium botulinam tek bir tür değildir, organizmanın bir çok değişik cinsleri vardır. Sporlar, ısıya, özellikle kuru ortamda çok dayanıklıdırlar. Isıya en çok dayanıklılık 120°C da 4 dakika, 110 °C de 32 dakika, 100°C’de 330 dakika olarak verilmektedir Bunlar herhalde ortamınniteliğine göre değişir. Fakat Clos. bot. Toksinleri ısıya duyarlıdırlar. 80°C' de bir iki dakika ısıtmakla zararsızhale gelirler. Onun için gıdalar uygun şekilde ısı işlemine tabi tutulursa bu şekilde bir gıda zehirlenmesi tehlikesi kalmaz.
Clos. bot. Toksinlerinin sindiriminde birçok betiler görülebilir. Merkezi sinir sistemindeki belirtilerinden önce bulantı ve ağır mide karışıklıkları ve kusma olabilir. Bulantı genellikle zehirli gıdanın yenmesinden 24 saat içinde görülür. Keza diarre erkenden görülebilir, hastalığın sonunda da çokluk kabız olabilir. Botulizmin tipik belirtisi merkezi sinir sistemindeki paralizidir. Çift görme, yutmada zorluk, solunum, eksikliği genellikle görülen belirtilerdir, ölüm genellikle bu solunum eksilmesinden olur. Çoğu tehlikeli vakalarda hasta ölüme kadar akli idaresine iyi sahiptir. Çokluk ölüm 3-4 günde vuku bulur, tehlikesiz vakalarda iyileşme yavaş cereyan eder. Botulizm için bilinen yegâne tedavi vasıtası, antitoksindir. En büyük zorluk belirti görülünceye kadar zehirlenmemenin bilinmemesindedir. Belirti görülünceye kadar, antitoksin kullanılmasında beklenilen sonuç gecikilmiş olunabilir. Gıdada toksin aramak için gıdanın santrifujle alınan suyu farelere şırınga edilir. Toksin fare, kobay ve güvercin için öldürücüdür.
(b) Stafilokoksik gıda zehirlenmesi Botulizm gibi stafilokoksik gıda zehirlenmesi de tüketimden önce gıdada meydana gelmiş toksinlerden ileri gelir. Bu belki bütün gıda zehirlenmesi tiplerinin en alışılmış şeklidir.
Vakaların çoğu pek ciddî değildir ve hiçbir zaman doktor müdahalesi gerektirmez. Bu şekilde gıda zehirlenmesine maruz kalma hemen hiçbir yetişkin kimse yoktur. Hastalık botulizmden çok daha tehlikelidir, belirtiler kısa sürer ve iyileşme çokluk çabuk ve kesindir. Ölüm pek nâdir görülür. Olguların çoğu belki yanlışlıkla ptomain zehirlenmesi olarak gösterilmiştir. Bu çeşit gıda zehirlenmesinin nedeni olan organizma çok dağılmış haldedir. Birçok kimselerin cilt, burun ve boyunlarında bulunur. Sivilce, kabarcık ve çıbanı yapan başlıca bu organizmadır. Bütün stafilokoklar zehirlenme nedeni enterotoksin yapmazlar. Ve toksin yapan cinsi ile yapmayan cinsi arasında memnun edici gerçek bir ayırt etme denemesi yoktur.
Stalilokoklu gıda zehirlenmesi belirtileri, bulaşmış gıdanın yenmesinden 2-6 saat içinde görülür. Bu zaman, alınan gıda, miktarına ve toksin miktarına bağlıdır. Genellikle görülen belirtiler bulantı, kusma, karında kramp ve diarredir. Ciddî olgularda dışkıda ve kusmada kan görülebilir. Orta derecedeki olgularda bulantı ve kusma olabilir fakat ishal olmaz, ölüm ihtimali pek azdır. Çoğu olgular birkaç gün içerisinde iyileşir. Toksinin etkili insandan insana değişmektedir. Buna özgü, önemli bir tedavi ilâcı yoktur.
Stafilokoksik gıda zehirlenmesinin kontrolü herkesin sağlığı ile ilgili kimseler için en önemli problemlerdendir. Organizmalar doğada o kadar geniş dağılmış durumda bulunurlar ki, gıdaları bunlarla bulaşmaktan korumak imkânsızdır. Birçok gıdalar bunların gelişmesinde en uygun ortam teşkil ederler. Stafilokoklardan korunmanın en iyi çaresi soğutmadır. Gıdalar ağır şekilde bulaşmış olsalar bile 4-6°C da tutulursa enterotoksinlerin gelişmediği görülmektedir. Bundan soğutmanın ne kadar önemli olduğu anlaşılır ve halkın bu bakımdan aydınlatılması gerekir.
(c) Salmodella gıda zehirlenmesi Salmonella toksin yapmaz, doğrudan doğruya bağırsak enfeksiyonu şeklinde etki eder. Salmonella grubu birbirine çok yakın birçok organizmaları içine alır. Pastörizasyon sıcaklığında kolayca tahrip edilirler. Salmonella ile zehirlenmede belirti, bulaşmış gıdanın tüketiminden bir iki saat içinde görülebildiği gibi bir iki gün sonra da meydana gelebilir. Stafilokoksik zehirlenmeden daha uzun sürer; ölüm oranı yüzde l den daha azdır. Bu cins zehirlenmeden korunmak için en önemli iş kesilen hayvanların sıkı muayene edilmesidir. Birçok olguların, kesildiklerinde enfeksiyona olmuş hayvanlardan ileri geldiği saptanmıştır.
İnsanlarda bağırsak iltihabı (enteritis) yapan Salmonella çok kez kemiricilerin dışkılarında bulunmuştur. Onun için etlerin saklandıkları yerlerin farelere karşı korunmalı olmasına dikkat edilmelidir. Bıçakların iyi sterilize edilmesi, mezbahaya gelen suyun temiz olması, etleri mezbahadan tüketiciye kadar soğutulmuş olarak göndermek, gıdaları sineklerde korumak,bulaşmaları önlemek için alınacak tedbirlerdendir.
(d) Diğer organizmalarla zehirlenme Bu gördüğümüz gıda zehirlenmesi yapan organizmalardan başka gruplardan da şüphelenilmektedir. Streptokoksik zehirlenme olgusu pek az saptanmıştır. Bu organizmalar stafilokoklardan daha az ısıya dayanıklıdırlar. Zehirlenme belirtisi stafilokoksik belirtilere benzer, fakat daha hafiftir. 4. Protozoa, bağırsak kurtları, ve nematodlar ile zehirlenme Gıdalarla alınan protozoa ve parazitler tarafından meydana getirilen hastalıkları burada ayrıntılı olarak tartışmayacağız. Yalnız şu kadarını söyleyelim ki, amibi! dizanteriyi yapan Endamoeba histolytlca ve ishal yapan Trihomonas kominis protozoalardır. Süt ve pişmemiş gıdalarda yaşayan diğer protozoalar Giardia lamblia ve Chilomastlx menilidir.
Trichinosis bir nematod (iplik solucan) un neden olduğu hastalıktır. Trichinella spiralis bulunan domuz etinin uygun şekilde pişirilmeden yenilmesinden meydana gelir. Bağırsakta büyük solucanlar yetişir. Bunlar geliştikçe çok sayıda embriyonlar meydana getirirler ki, bunlar bağırsak cidarını geçerek vücudun her yanına dağılabilirler ve nihayet kaslarda yerleşirler.
Hastalığın başlangıcında iştah kesilmesi, bulantı, kusma, karında ağrı ve ishal görülür. Daha sonra kas ağrıları duyulur. Hastalık haftalarca sürebilir ve ateş 38-39°C ye çıkabilir. Fakat parazitler sıcaklığa dayanamadıklarından iyi pişmiş domuz eti trichinosis bakımından tamamıyla sağlıklıdır. Hastalıkların çoğu iyi pişmemiş domuz sosisi yemekten olmaktadır.
Trichinella spirali» ile enfekte olmuş domuz eti keza soğutma ile hastalıksız kılınabilir. Kritik sıcaklık yaklaşık olarak - 12°C dır. Onun için domuz eti veya ürünleri bu sıcaklığın altında tutulursa trişinler zamanla ölürler. -150C da 20 gün tutulan ette trişin korkusu kalmaz. -35°C da ise 24 saatten daha az bir zamanda parazitler harap olurlar. Sosislerin uygun şekilde tuzlanıp kurutulmasıyla de domuz sosisleri hastalıksız tutulabilirler. Taenia sajinata sığır şeridi, taenia soliıım domuz şeridi bağırsak kurtlarıdırlar. Trematodlar yassı şeritlerdir, bunların hepsi hastalık yaparlar. Zehirlenmeler
Konserve Zehirlenmeleri (botilizm) Sebze ve balık konservelerinde daha sık. Evde hazırlanan konservelerde daha sık. Bozulmuş gıda alımından sonra, 4 saat ile 8 gün arasında belirtiler ortaya çıkar. Yukarıdaki belirtilere ek olarak, görme bozukluğu, göz kapakları hareketlerinde zorlu ve konuşma zorluğu ortaya çıkar. Genellikle ateş yoktur. Birden fazla insanın aynı belirtilerle hastalanmış olması tanı koydurur. İlk müdahale: Hastayı kusturmaktır. Tedavi hastanede yapılır. Mantar Zehirlenmeleri l ile 24 saat arasında belirtiler başlar. Gözde yaşarma, tükürük salgısının artması, terleme ve kusma, göz bebeklerinin ki kramplar ve ishal, ileri hastalarda koma ve ölüm görülür. Tedavi hastanede yapılır. Korunma : Bilinen mantarlar dahi, değişik büyüme dönemlerinde zehirlenme yapar. Kültür mantarı yenilmelidir. Balık Zehirlenmeleri Hemen tamamı kas ve organlarında toksin içeren balıkların yenmesiyle oluşur. Batı Hint adaları, pasifi k kıyıları, Florida sahillerinde 400 aşkın balığın eti bu zehirleri Zehir balığın tadını değiştirmez ve pişirme ile ortadan kalkmaz. Belirtiler, bulantı kusma, karında ağrı ve ishaldir. Bir gün kadar sürer. •Daha önemlisi uzun süren baş ağrıları ve psikolojik bozukluklar olabilir. Kabuklu Deniz Hayvanları ile Zehirlenme Pasifik okyanusu çevresinde, haziran ekim arasında kabuklu DH yenmesi ile orta ölüm görülebilir. Bizim ülkemizde daha mikrobik ve ağır metal zehirlenmeleri(nadir), görülür. ÇinLokantasıSendromu Monosodyum glutamatÇinyemeklerindesıklıkla olmayanlarda yüzde yanma, kızarma ve göğüs ağrısı meydana gelir. İlaç ve Kimyasal Madde Zehirlenmeleri İlk yapılması gereken kusturmaktır. Bununla birlikte alkali veya asit içmiş olan gerekir. Bu durumda su içirerek seyreltmek daha doğrudur. GIDA ZEHİRLENMELERİNDEN KORUNMA Gıda zehirlenmelerin önlemekte personel hijyeni, paketleme ve taşınma, pişirme ve tekrar saklama dikkate alınmalıdır. Bakterilerin çoğalması sıcaklık, rutubet kendileri için uygun besin, nötral pH ve beklemeye bağlıdır. Sıcaklık için gıda ısıtılır veya soğutulur. Rutubet için kurutma yapılır. Bakteriler için uygun besin olan et, süt ve yumurtaya şeker, tuz, yağ katılır. Nötral pH as pH'a dönüştürülür. Hazırlanan gıda ortaklıkta bırakılmaz ve böylece toksit etkene çoğalma ortamı sağlanmaz. Gıdaların hazırlanması ve taşınmasından sonra en önemli nokt saklanmasıdır. Saklanmaya ait bilgiler Tabloda görülmektedir.
Tablo: Gıdalar için Soğuk Saklamanın Prensipleri Gıda Cinsi Saklama Standardı Dondurulmuş Gıdalar -18-30 °C arasında Balık ve diğer deniz ürünleri0-5 °Carasında Et, Kuş ve kümes hayvanları0-4 °Carasında Süt ürünleri 4-8 °Carasında Muz hariç meyveler, sebzeler 7-10 °Carasında ve diğer çabuk bozulur gıdalar Tüm çabuk bozulan gıdalar için 10 °C maksimum müsaade ısısı
Gıda Güvenliğinin Önemi ve Ekonomi Üzerindeki Etkileri Gıda zehirlenmeleri toplum sağlığını ve ülke ekonomisini olumsuz yönde etkilemektedir. Sağlıktaki olumsuz etkileri nedeniyle çalışamamazlık ya da verimsiz çalışabilme gibi işgücü kayıpları ve sağlık harcamaları ekonomik kayıpları oluştururken, gıda zehirlenmeleri ölümlere de neden olabilmektedir. Türkiye'de sağlıklı rakamlar bulunmamakla birlikte, gıda güvenliği sistemini kurmuş, sürekli denetimlerini yapan, eğitim ve gelir düzeyi Türkiye ortalamasının oldukça üzerinde olan İngiltere'de, yılda 4.5 milyon insan gıda zehirlenmelerine maruz Kalmaktadır. Ancak bunlardan sadece 750 000 kişinin hekime başvurduğu belirtilmektedir. Salmonella ve Campylobacter zehirlenmelerinin (yılda yaklaşık 500 000 vaka) en sık karşılaşılan zehirlenme olduğunu saptanmıştır. Yılda yaklaşık 50-60 kişinin de gıda zehirlenmeleri sonucunda öldüğü belirtilmektedir.
İngiliz Gıda Standartları kuruluşu, gıda zehirlenmeleri kaynaklı sağlık harcamalarında 2006 yılına kadar yılda yaklaşık 700 milyon $ tasarruf sağlamak üzere
Yüksek riskli gıdalarla uğrasan küçük işletmelerdeki riskin azaltılmasına, Gıdayla uğraşanların uygun eğitim almalarına, Evdeki gıda hijyeni uygulamalarının iyileştirilmesine, Endüstriyel gıda üretim uygulamaların iyileştirilmesine, yönelik çalışmalar başlatmıştır. Benzer gerekçelerle benzer çalışmalar Avustralya'da da yürütülmektedir. Ayrıca, Avustralya hükümeti gıda güvenliği standardı hazırlamış olup, uygulama koymak üzere gıda endüstriyle görüşmeler yapmaktadır.
Ülkemizin eğitim ve gelir seviyesinin göreceli düşüklüğü, gerekli fiziki yatırımların yapılamaması, denetim uygulamalarının sürekliliğinin yeni yeni sağlanmaya çalışılması, hizmet içi eğitimlerin yürütülememesi, kalabalık nüfusu, yıllarca süren mevzuat eksikliği ve yetersiz mevzuat nedeniyle gıda zehirlenmelerinden kaynaklanan, ölümle sonuçlanan vakaların, sağlık harcamaların ve iş gücü kayıplarının daha fazla olacağını tahmin etmek mümkündür, işletmelerin ve okulların yemek/mutfak işlerini taşeronlara devretmeleri, şehirleşmeye koşut olarak giderek daha fazla insanın ev dışında yemek yemeye başlaması, gıda güvenliği denetim, eğitim ve uygulama ihtiyacını daha da fazla artırmaktadır.
Okyanus Bilgi Ambarı, tüketici, eğitimci, öğrenci ve gıda üreticilerinin, gıda güvenliği ve kalitesi alanında bilimsel temelli bilgi ve eğitim ihtiyacının karşılanmasına katkı sağlamak üzere oluşturulmuştur. Böylelikle halkın gıda zehirlenme riskini en aza indirgemesine katkı sağlanabilecektir.
KAYNAKLAR -EU Food Law, "BSE Protection Measures To be Changed", sayfa 24, September 2000. -htpp://www.anzfa.gov.au/documents/gen30_99.asp, "Framework for the Development of food safety Guidelines for the Food Industry", 2000. -httpt //www.mftension.iastate.edu/foodsafetyf "Food Safety Project, lowa State University Extension", 2000.
Göz,kulak,burun,boğazda yabancı cisim
Kaynak: TR.NET Sağlık Sayfaları Gözde Yabancı Cisim Çocuklarda ve işçilerde sıkça rastlanabilir. Açık havada oynayan çocuklarda bitki parçaları ya da toprak taneleri, metal kesimi, düzeltilmesi, sıva işinde çalışan işçilerde ise metal ve sıva parçacıkları göze kaçar.
Gözde yanma, batma, sulanma, kaşıntı ve ovmaya bağlı kızarıklık görülür. Hatalı müdahaleler göze zarar verir ve yabancı cismin çıkarılması da güçleşir. İlkyardımcı, kişinin gözlerini ovmasını önlemeli bol suyla yıkandıktan sonra gözlerini kapattırıp cismin gözyaşı ile çıkmasını beklemelidir. Bu olmuyor ve cisim gözle görülebiliyorsa temiz bir bez parçasının kenarı ile alınabilir. Çıkartma işleminden pamuk kullanılmaz. Yabancı cisim yine çıkmıyorsa kişi nakledilir.
Kulakta Yabancı Cisim Kulağa nohut, mercimek gibi gıdalar, boncuk tanesi, böcek ya da bitki parçaları kaza ile kaçabilir. Özellikle böcekler hareket ve sesleri ile çok rahatsızlık verir. Su ile şişen tahıllar ve kuru baklagillerin çıkarılması çok zorlaşır. Bazen kulağı temizlemekte kullanılan pamuk, çöpler kulakta kalabilir.
Kulaktaki yabancı cisimleri çıkartmak için sivri, uzun cisimler sokmak doğru değildir. Kulak yere bakar durumda iken kulak kepçesi küçük çocukta geriye ve aşağıya büyükte geriye ve yukarıya çekilerek cisim çıkarılır. Böcekler ışık tutularak dışarıya çıkarılabilir. Başarı olunamazsa kişi nakledilir.
Burunda Yabancı Cisim Çocuklarda görülebilir. Buruna sivri, uzun cisimler sokmamak gerekir. Yabancı cismin olduğu tarafın karşısındaki burun köküne bastırılarak kişi sümkürtülür. Başarılı olunamazsa kişi nakledilir.
Boğazda Yabancı Cisim Boğaza takılan yabancı cisim, elle ulaşılabiliyorsa elle çıkarılır. Aksi takdirde çocuksa baş aşağı tutularak, büyükçe iki kürek kemiği arasına vurularak yardım edilir.
Yabancıı Cisimlerin Yutulması Yutulan cisim küçük, düzgün kenarlı ise kendiliğinden çıkacaktır. Müdahale gereksizdir. Sivri, uzun, batıcı, kesici cisimler yatılmış ise acilen nakledilir. * Bu yayın Ankara Tabip Odası İlkyardım Eğitimi Komisyonu İlkyardım Eğitimi Kursu Ders Notlarından Alınmışır.
İlk yardım ILK YARDIM NEDIR? Herhangi bir kaza yada yasami tehlikeye düsüren durumda,saglik görevlilerinin yardimi saglanincaya kadar,hayatin kurtarilmasi ya da durumun daha kötüye gitmesini önlemek amaciyla,ilaçsiz olarak yapilan uygulamalara ilkyardim denir.
ILK YARDIM UYGULAMASINDA KESINLIKLE ILAÇ KULLANILMAZ.
ILK YARDIMDA AMAÇ NEDIR? 1.Yasami koruma ve sürdürülmesini saglama 2.Durumun kötülesmesini engelleme 3.Iyilesmesini kolaylastirma
ILKYARDIMCININ ÖZELLIKLERI VE SORUMLULUKLARI NEDIR? 1.Sakin ve telassiz olmali. 2.Hastayi sakinlestirmeli. 3.Çevreyi degerlendirip süren bir tehlike olup olmadigini belirlemeli. 4.Kendi can güvenligini tehlikeye atmamali. 5.Çevredeki kisileri,saglik kuruluslari,itfaiye ve güvenlige haber vermeleri için organize etmeli. 6.Hastanin durumunu degerlendirerek uygun ilk yardima baslamali. 7.Hastanin saglik kurulusuna bir an önce ulasmasini saglamali.
ILK YARDIMIN ILK AMACI NEDIR? A.Solunum yolunun açilmasi. B.Solunumun düzeltilmesi. C.Dolasimin etkinligini saglama. SOLUNUM YOLU NASIL AÇILIR? 1.Agizda yabanci cisim, ,kirik takma dis ve solunumu engelleyecek bir sey varsa varsa çikarilir. 2.Bilinci kapali kisilerde dil arkaya düsüp havayolunu tikayabilir.Bu durumda bas geriye itilip çene yukari kaldirilarak nefes yolu açilir. SOLUNUM YOLU NASIL DÜZELTILIR? (SUNI SOLUNUM) Solunumu duran kisiye derhal suni solunum uygulanmalidir.
1.Hasta sert bir zemine yatirilir. 2.Agiz içi temizlenerek varsa yabanci cisimler çikarilir.
3.Çenesi yukari kaldirilarak bas hafifçe arkaya itilir.
4.Agizdan agza solunum yapilacaksa burun kapatilir.Burundan solunum yapilacaksa agiz kapatilir. 5.Derin bir nefes alinip,solunum yaptirilacak kisinin agzina (yada burnuna) agiz yerlestirilir. 6.Hastanin gögsünün kabarmasina yetecek miktarsa nefes verilir. DOLASIMIN ETKINLIGI NASIL SAGLANIR?(KALP MASAJI)
1.Kalp durmussa hemen kalp masajina baslanir. 2.Hasta sert bir zemine yatirilir ve bir yanina diz üstü oturulur. YARA IÇINDEKI YABANCI CISIM,KEMIK,PARÇASI VS. ÇIKARILMAMALIDIR. 3.Gögüs kemiginin (iman tahtasi) üçte bir alt ucuna bir elin ayasi sikica yerlestirilir,diger elin ayasi bunun üstüne konur.Parmaklar hastaya temas etmemelidir. 4. Kollar dik tutularak (Bilek ve dirsekler bükülmeden)sabit ve ritmik bir sekilde gögse 4-5 cm bastirilir. 5. Arada nabiz kontrol edilerek dakikada 60 kez olmak üzere dolasim baslayincaya kadar devam edilir.
BAYILMALARDA UYGULANACAK ILKYARDIM KURALLARI
1.Elbiseleri boyundan, gögüsten ve karindan gevsetilir. 2.Hastanin beynine kan gitmesini saglamak için düz bir yerde sirtüstü yatirilarak,ayaklari yukari kaldirilir ve sonrada sok pozisyonunda bekletilir. Kesinlikle basinin altina yastik konmaz. 3.Hastaya uyarici kokular koklatilir. 4.Hastanin zorlanmaksizin kendine gelmesi beklenir. 5.Kendine geldiginde su, çay gibi içecekler azar azar verilmelidir.
GÖGÜS YARALANMALARINDA ILKYARDIM
1.Yarali,yari oturur duruma getirilir. 2.Havanin akcigerlere dolmasina engel olmak için açik olan yara yerine temiz bir bez kapatip basinç yapmadan sarilir. 3.Kazazedenin isi kaybi önlenir.
KARIN YARALANMALARINDA ILKYARDIM
1.Hastaya agizdan yiyecek içecek verilmez. 2.Yarali basi hafif yüksek, dizlerinin altina rulo edilmis bir battaniye konularak sirt üstü yatirilir. 3.Herhangi bir organ disari çikmis ise asla el sürülmez.Genis bir gaz bezi varsa serum fizyolojik ile islatilarak basinç yapmadan organlarin üzerine örtülür. 4.Yarali zaman geçirmeden sevk edilir. EGZOZ ZEHIRLENMELERINDE ILKYARDIM
1.Hasta derhal temiz havaya çikarilir. 2.Bilinci tam kapali olmayanlar temiz havada derin solunum yaptirilir. 3.Bilinci kapali veya solunum yapmakta güçlük çeken hastalara suni solunum tatbik edilir. 4.Beden isisinin düsmesini engellemek için üstü örtülür. 5.Hasta en seri sekilde saglik merkezine gönderilir. SINDIRIM YOLU ZEHIRLENMELERINDE ILKYARDIM
1.Zehrin sulanmasi ve emilimin yavaslamasi için hastalara; süt, yumurta aki, nisasta solüsyonlu su içirilir. 2.Kusmasina yardim edilir. 3.Asitle olan zehirlenmelerde, hasta hiçbir zaman kusmaya zorlanmaz. Su ve süt yumurta aki karistirilarak içirilir. 4.Alkali ile olan zehirlenmelerde:1/4 oraninda sirke ile hazirlanmis 500ml. su veya limon suyu içirilir. KANAMALARDA ILK YARDIM NASIL YAPILIR?
1.Kanayan uzuv (kol,bacak vs.) yükseltilir. 2.Yara üzerine temiz gazli bez, mendil veya çamasir parçasi konur ve sikica bastirilir. 3.Kanama durmazsa kanayan yerin 5 cm yukari kismina bandaj uygulanir. BURUN KANAMASINDA ILK YARDIM NASIL YAPILIR?
1.Burnu kanayan kisinin basi hafifçe öne egilir. 2.Hasta burun üzerine basinç yapar. 3.Bu sirada agizdan nefes alip verir ve asla sümkürmez. 4.Burun kanamasinda hastanin basi geriye dogru kaldirilmaz ELEKTRIK ÇARPMALARINDA ILK YARDIM NASIL YAPILIR?
1.Önce ilk yardimci kendi güvenligini saglar. 2.Elektrik akiminin yarali ile temasi kesilir.Bu yapilmadan önce yaraliya dokunulmaz. 3.Kuru tahta parçasi ve lastik gibi elektrik geçirmeyen maddelerle hasta çekilerek veya kablo itilerek akimdan kurtarilir. 4.Solunum durmussa yapay solunuma, kalp durmussa kalp masajina baslanir. 5.Yanik varsa soguk su ile yikanir. KIRIKLARDA ILK YARDIM NASIL YAPILIR?
1.Hasta sarsilmaz ve hareket ettirilmez. 2. Kanama varsa durdurulur. 3. Hasta tasinmadan önce kirik bölgesi hareketsiz hale getirilir. (Bunun için tahta gibi sert cisimler kullanilabilir.) 4.Açik kirik varsa (kirik uçlari görülüyorsa) kirik kemik parçalarina kesinlikle dokunulmaz ve bunlar yerlestirilmeye çalisilmaz.Yara üzerine temiz bir gazli bez kapatilir. YANIKLARDA ILK YARDIM NASIL YAPILIR?
1.Soguk musluk suyu ile agri azaltilir. 2.Hastanin takilari çikartilir. (Daha sonra olusabilecek sisler nedeniyle çikarmak zorlasabilir.) 3.Olusan kabarciklar patlatilmaz. 4.Yanan kisimlarin üzeri temiz gazli bezle kapatilir hiçbir sey sürülmez. 5.Hastanin bilinci yerinde ise bol su içirilir. 6.Yanik yüzeyine dis macunu, salça, yogurt gibi maddeler kesinlikle sürülmemelidir. YARALANMALARDA ILK YARDIM NASIL YAPILIR?
1.Kanama varsa kontrol edilir. 2.Yaranin kirlenmesi önlenir. 3.Varsa kopan parça korunur. (Islak bir gazli beze sarilip bir naylon torbaya konulur,bu torba da içi buz dolu baska bir torbaya konulur.)
Kan Kan, atardamar ve toplardamardan oluşan damar ağının içinde dolaşan; akıcıplazma ve hücrelerden (alyuvar,akyuvar ve plaket) meydana gelmiş kırmızı renkli bir sıvıdır.
Kan ile ilgili tıbbi terimler genellikle hemo- ve hemoto- sözcükleri ile başlar. Bu sözcükler eski Yunanca'da kan sözcüğünü karşılayan "haima" dan türetilmiştir.
Kanın ana işlevi; besin maddelerinin ( oksijen,glikoz) sağlanması, yapısal elemanların sağlanması ve atık maddelerin (karbondioksit, laktik asit vs.) atılmasının sağlanmasıdır.
Her bedende 5 ila 6 litre arası kan bulunur. Bu miktar ortalama vücut ağırlığının %7-8'ini oluşturur. Kanın yarısı, sıvı olan bölümden yani plazmadan meydana gelir. Diğer yarısı ise kanın içinde çeşitli görevler üstlenmiş olan hücreler veya moleküllerdir. Kandaki hücreler, vücuttaki kan miktarının yarısını oluşturmalarına rağmen, yan yana dizildikleri takdirde 96.500 km'lik bir çizgi oluşturabilecek kadar fazladırlar. Bu, dünyanın çevresini iki kez dolaşmaya yeterli bir uzunluktur.
Kan, hücrelerden ve “plazma “ adı verilen bir sıvıdan oluşmuştur. Hücreler eritrositler (kırmızı kan hücreleri), lökositler (beyaz kan hücreleri) ve trombositlerdir. Hücrelerin % 99’undan fazlasını eritrositler oluşturur. Eritrositler kanın oksijen taşıyan hücreleridir.Lökositler vücudu enfeksiyonlara ve kansere karşı koruyan hücrelerdir. Trombositler ise kanın pıhtılaşmasında görev alırlar.
Eğer kan santrifüj edilirse, hücreler plazmadan ayrılır. Hücreler daha ağır oldukları için dibe çökerken daha hafif olan plazma üstte kalır. Kan, içi heparin ile sıvanmış “mikropipet” denilen küçük tüplerde santrifüj edilir. Bu tüpün en alttaki kısmında eritrositler toplanır, bunun hemen üstünde ise çok ince bir tabaka halinde lökositler bulunur, en üstte ise plazma bulunur. Hematokrit, eritrositlerin oluşturduğu kan hacminin toplam kan hacmine oranıdır. Hematokrit tayini için kan heparinize özel tüplerde santrifüj edilir, eritrositler en altta toplanır, onun üstünde lökosit ve trombositlerin oluşturduğu çok ince bir tabaka oluşur, en üstte ise plazma adı verilen açık saman sarısı-beyaz renkte sıvı toplanır. Hematokriti hesaplamak için eritrositlerle dolu olan tüpün uzunluğu kanla dolu tüpün uzunluğuna bölünüp, çıkan sonuç 100 ile çarpılır.Hematokrit pipetinde eritrositler 36 mm lik bir sütun oluştururken, lökosit ve trombositler birlikte yaklaşık 1-2 mm lik bir sütun oluşturmalarının sebebi, bu hücrelerin sayılarından kaynaklanmaktadır. 1 mm3 kanda 4,6-6,2 milyon eritrosit varken, 5.000-10.000 lökosit ve 200.000-400.000 trombosit vardır. Doğal olarak, sayıca fazla olan eritrositler hemotokrit pipetinde daha uzun bir sütun oluşturacaklardır.
Hematokrit oranı erkeklerde % 40-50 arasında değişirken, bu oran kadınlarda % 35-45 arasında değişir. Erkeklerde hematokrit oranının yüksek olmasının sebebi, erkeklerdeki toplam kan hücresi sayısının kadınlarınkinden daha fazla olmasından kaynaklanmaktadır. Erkeklerde 1 mm3 kanda ortalama 5,1-5,8 milyon kan hücresi varken kadınlarda 1 mm3 kanda 4,3-5,2 milyon kan hücresi vardır. Eritrositlerin sayısının azaldığı durumlara anemi (kansızlık) denirken, eritrosit sayısının arttığı durumlara ise polisitemi denir.
Plazma kanın sıvı kısmıdır, su içinde çözünmüş çok sayıda organik ve inorganik maddelerden oluşur. Bu maddelerden en önemlisi proteinlerdir. Proteinler plazmanın toplam ağırlığının yaklaşık yüzde 7 sini oluşturur. Plazma proteinleri 3 ana gruba ayrılır. Bunlar, albüminler, globülinler ve fibrinojendir. Bu proteinlerin kandaki konsantrasyonu, sırasıyla 4,5 g/100mL , 2,5 g/100 mL ve 0,3 g/100mL dir. Proteinler içinde miktar olarak en fazla olan albüminlerdir. Bu proteinler, hücreler tarafından kullanılmak üzere plazmadan ayrılmazlar. Hücreler kendi proteinlerini yapmak için plazma amino asitlerini kullanırlar fakat hiçbir zaman plazma proteinlerini kullanmazlar. Plazma proteinleri plazmanın içinde yada interstisiyel sıvıda fonksiyon yaparlar. Kısacası, plazma proteinleri, hücreler tarafından kullanılmak üzere plazmayı terk etmezler. Eğer kanın pıhtılaşmasına izin verilirse, tüpün üstünde kalan sıvıya plazma değil serum denir. Serumda fibrinojen ve pıhtılaşma ile ilgili diğer proteinler, pıhtılaşmada kullanıldığı için yoktur. Matematik formül olarak ifade etmek gerekirse
[Plazma - Fibrinojen = Serum ]diyebiliriz.
Kan hücreleri
Eritrositler
Eritrositler bikonkav disk şeklinde yapılardır. Yani her iki tarafından basık daire şeklindedirler. 7 m m çapındadırlar. Eritrositlerin yapım yeri yassı kemiklerin iliğidir. Eritrositlerin hücre zarı kişiden kişiye değişen özel proteinler içerir, bu proteinler sayesinde kan, ABO dediğimiz kan gruplarına ayrılır. Eritrositler hemoglobin denilen ve eritrosit ağırlığının üçte birini oluşturan bir protein içerirler. Bu proteinin görevi O2 taşımaktır, oksijenin yaklaşık % 99’u hemoglobin ile taşınır, geri kalan % 1’lik kısım ise kanda çözünmüş olarak taşınır.
Hemoglobin proteini 4 adet hem ve 4 adet polipeptid zincirinden oluşur. Bu polipeptid zincirlerini ikisi a diğer ikisi ise b zincirinden oluşmuştur. Her bir hem grubu bir adet polipeptid zinciri üzerinde yer alır (Şekil 2). Oksijeni bağlayan hem grubudur, her hem grubu bir molekül oksijen bağlar, dolayısı ile bir hemoglobin 4 adet oksijen molekülü bağlayabilir. Dört adet O2 bağlayan hemoglobin tümüyle doymuştur, yani artık bir beşinci O2 molekülünü bağlayamaz, buna oksihemoglobin denir. Oksihemoglobin parlak kırmızı renktedir. Oksihemoglobin bağladığı 4 adet O2 molekülünden bir veya daha fazlasını kaybederse, o zaman deoksihemoglobin adını alır. Deoksihemoglobin koyu kırmızı renktedir. Venöz kan arteryel kandan daha fazla deoksihemoglobin içerdiği için daha koyu renktedir. Hemoglobine hiç O2 molekülü bağlı değilse ilk O2 molekülünün bağlanması daha zordur, eğer hemoglobin 2 yada 3 O2 molekülü bağlandıysa 3. Veya 4. O2 molekülünün hemoglobine bağlanması daha kolaydır, buna allosterik etki denir. Bu etkinin sonucu olarak oksijen basıncının artmasıyla hemoglobinin oksijen bağlaması “S” şeklinde yada “sigmoid” şeklinde artar. Parsiyel oksijen basıncı ile hemoglobin bağlanması arasındaki bu ilişki “oksihemoglobin disosasyon eğrisi” ile gösterilir.
Oksijen taşıma kapasitesi belirli bir hacimdeki kanın içerdiği O2 hacmidir. Bu kapasite etkin hemoglobin konsantrasyonuna bağlıdır. Taşıma kapasitesi anemide azalır. Aneminin tipine bağlı olarak, bu kapasite, ya eritrositlerin sayısının azalmasından, yada, yetersiz veya anormal hemoglobin yapımından kaynaklanır.
Kemik iliğinden ayrılan immatür (tam gelişmemiş) eritrosit, çekirdeği olduğu için bölünme yeteneğine sahiptir, fakat henüz hiç hemoglobin içermez. Gelişme devam ederken eritrosit çekirdeğini kaybeder, ve içerdiği hemoglobin miktarı artar. Gelişme tamamlandığı zaman, eritrosit çekirdek de dahil tüm organellerini kaybeder. Eritrositlerin çekirdek ve organelleri olmadığı için ne bölünebilirler ne de yaşamlarını uzun süre devam ettirebilirler. Eritrositlerin yaşam süresi 120 gündür. Eritrositlerin yapımı için amino asit, lipid, karbonhidrat gibi olağan besin maddelerinin yanı sıra, ek olarak demir, folik asit ve B12 vitamini de şarttır.
Bu maddelerden demir olmadığı zaman, eritrositler normalden daha küçük olur ve görevlerini tam yapamazlar, bu duruma demir eksikliği anemisi denir. Folik asit ve B12 eksikliğinde ise eritrositler normalden daha büyük olur ve yine görevlerini tam olarak yapamazlar, bu duruma da megaloblastik anemi denir.
Anemi, normal hemoglobine sahip eritrositlerin toplam sayısının azalmasından, yada eritrositin içindeki hemoglobinin konsantrasyonunun azalmasından, yada her ikisinin birlikte olması sonucu ortaya çıkan hastalık durumudur. Diette demir, B12 vitamini veya folik asit eksikliği; kemik iliğinin kanser yada toksik maddelerle bozulması, yada aşırı kan kaybı, böbrek hastalıklarında eritropietin eksikliği, yada eritrositlerin şekil bozukluğundan dolayı aşırı yıkılması.
Lökositler
Bir damla kanı uygun bir boya ile boyayıp mikroskop altında incelediğimiz zaman çeşitli tiplerde lökosit görülür. Lökositler yapılarına ve çeşitli boyalara karşı olan afinitelerine göre sınıflandırılırlar. Buna göre lökositler 3 gruba ayrılırlar.
1.Polimorfonükler granülositler
a) Nötrofiller
b) Eozinofiller
c) Bazofiller
2. Monositler
3. Lenfositler
Polimorfonükleer granülositlerin nükleusları çok lobludur ve sitoplazmalarında çok sayıda granül bulunur. Bu gruptaki hücrelerin bazılarının granülleri “eozin” isimli boyayı tutarlar. Bu hücrelere eozinofil denir. Bir diğer grup bazik boyaları tutar, bu yüzden bu gruba bazofil denir. Bir başka grup ise boyalara özel bir afinite göstermez, bu gruba da nötrofil denir. Monositler granülositlerden biraz daha büyüktür ve at nalına benzeyen tek parçalı bir nükleusları vardır, sitoplazmaları da daha azdır. Lenfositler en az sitoplazma içeren gruptur, monositler gibi tek parça ve büyük çekirdek içerirler.
Lökositlerin hepsi kemik iliğinde yapılırlar, ancak daha sonraki gelişmelerini kemik iliği dışında tamamlarlar
Trombositler
Trombositler çok sayıda granül içeren renksiz hücre parçalarıdır. Megakaryosit denilen kemik iliğinin büyük hücrelerinin parçalarından oluşur. Bu megakaryosit parçaları sistemik dolaşıma girince trombosit adını alırlar. Hemostazın sağlanmasında yani kanamanın durdurulmasında önemlidirler. Trombositler bir yüzeye yapışma eğilimindedirler, fakat kan damarlarının içini döşeyen normal endotel hücrelerine yapışmazlar. Ancak damarın içindeki endotel bir şekilde hasar görürde altındaki bağ dokusu (kollajen) açığa çıkarsa, trombositler kollajene bağlanır. Bu bağlanma trombositlerin granüllerdeki içeriği ortama boşaltmalarına sebeb olur. Ortama boşalan bu maddelerden biri olan ADP trombositlerin yüzeyinde birtakım değişikliklerin başlamasına neden olur ve yeni gelen trombositler de bu trombositlere bağlanarak trombosit agregasyonu denilen olaya yol açarlar. Hızla ilerleyen bu olay damarın içinde trombosit tıkacının oluşmasını sağlar. Endotel hücreleri tarafından salgılanan bir protein olan von Willebrand faktörü (vWF) trombositlerin hasarlı damar duvarına tutunmasını kolaylaştırır. VWF önce kollajene bağlanır ve trombositin kollajene bağlanmasını sağlar. Koagülasyon için trombosit agregasyonu şart olduğu için von Willebrand faktörü eksikliği yada bozukluğunda koagülasyon bozuklukları görülür. Bu faktörün eksikliğinden kaynaklanan hastalığa von Willebrand hastalığı denir. Trombositlerin kollajene bağlanması, trombosit hücre zarındaki araşidonik asidin tromboksan A2 ye dönmesine neden olur. Bu madde trombosit agregasyonu uyardığı gibi, trombosit granüllerinden diğer maddelerin de salınmasına neden olur. Trombosit tıkacı kan damarındaki sızıntıyı tümüyle önler, ve bu tıkaç kontraksiyon ile daha da kuvvetlenir. Trombositler yüksek oranda kontraktil protein içerirler. Kontraksiyon trombosit tıkacının sıkışarak daha kuvvetli hale gelmesini sağlar. Bu olaylar olurken aynı zamanda hasarlı damar duvarındaki düz kaslar da kasılarak o bölgeye gelen kan miktarını azaltır, dolayısı ile o bölgedeki kan basıncını azaltır. Trombosit tıkacı sadece hasarlı bölgede olur, ve oradan yayılmaz. Bunu nedeni damar duvarının prostasiklin de denilen PGI2 isimli bir madde sentez etmesidir. PGI2 kuvvetli bir trombosit agregasyon inhibitörüdür.
HEMOSTAZ (KANAMANIN DURDURULMASI)
Kan dokusu organizmada son derece yaygın bir damar ağı içinde sürekli dolaşım halinde bulunduğu için, vücudun bir bölgesindeki yaralanmalar , bir önlem alınmadığı taktirde, önemli miktarda kanın kaybıyla sonuçlanabilir. Ancak hem damar sistemi hem de kanın bizzat kendisi kan kaybının önlenmesine yönelik bir dizi koruyucu mekanizmaya sahiptir. Bir damarın hasara uğraması halinde kanamanın durdurulması üç aşamalı bir mekanizma ile sağlanır.
1)Vazokonstriksiyon
2)Trombosit tıkacı oluşumu
3)KOAGÜLASYON (PIHTILAŞMA)
Koagülasyon sıvı olan kanın, pıhtı yada trombus denilen jel kıvamlı katı bir maddeye dönüşmesidir. Pıhtılaşma plazma proteinlerinden fibrinojen fibrine dönüştüğü zaman gerçekleşir. Fibrinojen karaciğer tarafından yapılan ve normal insanların serumunda her zaman bulunan çubuk şeklinde bir proteindir. Fibrin başlangıçta gevşek bir iplik ağ gibidir. Oluştuktan hemen sonra kovalent çapraz bağların oluşmasıyla kuvvetlenir. Bu olay faktör XIII denilen bir plazma enzimi sayesinde gerçekleşir. Fibrinojen kanda her zaman bulunur, fakat trombin normalde kanda bulunmaz, yalnızca pıhtılaşma olayı uyarıldığı zaman oluşur. Uyarılmadan önce kanda protrombin denilen inaktif şekilde bulunur. Kan damarının yaralandığı bölgede enzimatik olarak trombine çevrilir. Trombin de faktör XIII ü aktive eder.
Pıhtılaşmaya bırakılan kan örneğinde, pıhtılaşma sonrası ayrılan sıvıya serum denir. Serum plazmadan farklı olarak fibrinojen ve bazı pıhtılaşma faktörlerini kapsamaz, bunun dışında bileşimi plazma ile aynıdır.
Kimler kan verebilir?
Donör: Kan bağışı yapan kişi. Yaş: 18 - 65 yaşları arasında olan her sağlıklı kişi kan verebilir. Sıklık: Erkekler,en sık 2 ayda bir; kadınlar ise, en sık 3 ayda bir olmak üzere ve yılda toplam 4 üniteyi geçmemek koşuluyla kan verebilirler. Vücut Ağırlığı: 50 kg'ın üzerinde olan herkes kan bağışı yapabilir. Miktar: Bağışlanan kan standart olarak 450 mL'dir. İnsan vücudunda toplam 5000-6000 mL kan olduğu düşünülürse, bu miktar, toplam kan hacminin sadece % 7,5-9' u kadardır.Kan bağışını takiben, eksilen sıvı hacmi, damar dışındaki sıvının, damar içine geçmesiyle saatler içerisinde karşılanır. Hücrelerin yenilenmesi süreci ise, 2 ay kadardır. Düzenli aralıklarla yapılan kan bağışının sağlık açısından herhangi bir sakıncası olmadığı gibi, aksine bir çok yararı mevcuttur. Anemi: Kansızlık, elbetteki kan bağışı için engeldir. Günlük yaşamın olağan sayılabilecek ve çoğunlukla psikolojik kaynaklı olan halsizlik, bitkinlik gibi durumlar, anemi olarak algılanmamalıdır. Anemi tanısı, kan testleriyle yapılmaktadır. Kan bağışı için kriter hemoglobin değeridir.. Saklama: Kanın saklanma süresi, torba içindeki antikoagülan solüsyonun niteliğine bağlıdır. Bugün kullanılmakta olan torbalarda bu süre 35-42 gündür.Bu süre, kanın tüketimi için fazlasıyla yeterli bir depolama süresidir. Sterilite: Kan torbaları, tek kullanımlık ve steril olarak imal edilmektedir. Bu sebeple, kan bağışı sırasında donöre herhangi bir hastalık bulaştırılması söz konusu değildir. Yan Etki: Kan bağışının, kilo aldırma, zayıflatma, halsiz bırakma, kaşıntı ve bağımlılık gibi yan etkileri yoktur. İlaç Kullanımı: Almış olduğunuz ilaçlar, kanınıza geçmektedir. Bu ilaçlardan bazıları kan bağışı yapmaya engel teşkil eder.Kan bağışından önce, eğer sağlığınız açısından mecbur değilseniz, ilaç almayınız. Almak durumundaysanız, kan verip veremeyeceğinizi kan merkezi doktorlarımıza danışabilirsiniz. 1. Aspirin kullanımı: Kan bağışına engel değildir. Sadece, trombosit amaçlı kal alımında veya tromboferezde dikkat edilmelidir. 2. Tegison (Sedef hastalığında kullanılan bir ilaç) kullananlar, ilacı kestikten 3 yıl sonra kan verebilir. 3. Accutan veya benzeri retinoik asit türevi ilaçları kullananlar, ilacı bıraktıktan 4 hafta sonra gönüllü donör olabilir. 4. Faktör konsantresi kullananlar, donör olamazlar. Tansiyon: Sistolik kan basıncı 180 mmHg'yı, diastolik kan basıncı ise, 100 mmHg'yı aşmamalıdır.
Hastalıklar: Yine bazı hastalıklar da ilaçlar gibi kan bağışına sürekli veya belli bir dönem için engel oluşturmaktadır. Bu hastalıklara ilişkin bazı bilgiler aşağıda belirtilmiştir.( Aşağıda olmayan hastalıklar için, kan merkezlerinden bilgi alabilirsiniz.)
Kimler kan veremez?
1. Hepatit B (Hiçbir zaman kan veremezler) 2. Hepatit C (Hiçbir zaman kan veremezler) 3. AIDS (Hiçbir zaman kan veremezler) 4. Sıtma (Tedavinin sağlanmasından 3 yıl sonradan itibaren kan verebilirler) 5. Frengi geçiren hastalar, iyileşmeden 1 yıl sonra kan verebilirler. 6. Creutzfeldt-Jacob hastalığı olanlar, hiçbir zaman kan veremez. 7. Chagas Hastalığı ( Alınan kan sadece fraksinasyon amaçlı kullanılabilir) 8. Tüberküloz (Tedavinin sağlanmasından 5 yıl sonra kan verebilirler) 9. Diabet (İlaç kullanmayan veya ilaç kullandığı halde, kan şekeri regüle edilmiş olanlar kan verebilir) 10. Anemi (Anemi teşhisi konmuş kişiler kan bağışçısı olamazlar) 11. Gebeler kan veremez. Doğum veya gebeliğin sonlan(dırıl)masından 6 hafta sonra kan verebilirler. 12. Koroner kalp hastalığı, angina pektoris, ciddi kardiyak aritmi, serebrovasküler hastalıklar, arteriyal tromboz veya rekküren venöz trombozu olan kişiler kan veremezler. 13. Allerji ( Astım hastaları kan veremez. Polen allerjisi olanlar ise, sadece allerjileri oldukları dönemde kan veremezler.) 14. Otoimmün hastalığı olanlar kan veremezler. 15. Kanama diatezi (Kanama eğilimi) olanlar ömür boyu kan veremezler. 16. Bronşit (Kronik bronşit hastaları kan veremez) 17. Kronik nefrit ve pyelonefritli hastalar kan veremez. Akut glomerulonefrit geçirmiş olanlar ise, iyileşmeden 5 yıl sonra bağış yapabilir. 18. Malign (Habis) hastalığı olanlar, gönüllü donör olarak kabul edilmezler. 19. Brusella almış olanlar, tam iyileşmeyi takiben iki sene sonra kan bağışı gönüllüsü olabilirler. 20. Epilepsi hastaları, kan veremezler. 21. Osteomyelit geçirmiş hastalar, tam düzelmeden 5 yıl sonra kan verebilirler. 22. Cerrahi: Büyük ameliyatlardan sonra 6 ay boyunca kan bağışı alınmaz.Mide rezeksiyonu geçirenler ise, hiçbir zaman donör olamazlar. 23. Transfüzyon: Kan veya kan ürünü alan donörler, 1 yıl boyunca kan veremezler. 24. Attenüe virus aşısı yapılmış olanlar 3 hafta kan veremez.( Su çiçeği, sarı humma, kızamık, kızamıkçık, oral polio, kabakulak) 25. Ölü bakteri aşısı olanlar, 5 gün donör olamazlar.( Kolera, tifo, antrax) 26. İnaktif virus aşısı ve toxoid alanlar ise 3 gün kan veremezler ( Polio-injeksiyon , influenza, rabies, difteri, tetanoz)
Kan ile ilgili bilgiler
. Vücut ağırlığının % 7- 8'ini kan oluşturuyor. Tek bir damlası bile birçok konuda etken. Çeşitleri karakterimizi belirliyor, özelliklerinin değişmesi hastalıklara yol açıyor. Dikkat kan aranıyor! Radyolardan sık sık duyduğumuz bir anons bu. Belki, o anda bunun önemini düşünmeyiz ama, en basitinden bir yerimiz kanadığında damlayan kanın ne derece değerli olduğunu anlarız. Hepimizin de bildiği gibi, kan vücudumuzdaki en önemli yapı taşlarından biri... Bu bölümde kan hakkında bilinmeyenleri size aktarmak, bilinenleri de tekrar hatırlatmak istedik... Damarlarımızda dolaşan ve birçok hayati fonksiyonu bulunan bu kırmızı renkli sıvının en önemli görevi hücrelere oksijen taşıması...Ayrıca hayati önemi olan maddeleri hücrelere taşıyor ve zararlı olan metabolizma artıklarının dışarı atılmasını sağlıyor. Bir yetişkinde, vücut ağırlığının % 7-8' ini kan oluşturuyor. Ancak bu miktar kişinin ideal kilosu üzerinden hesaplanıyor. Yani sizin mevcut kilonuzun % 7-8 i kadar değil olmanız gereken ideal kilonun % 7-8 i kadar kan taşıyorsunuz. Çocuk doğduğu zaman ilk hafta içindeki hemoglobin miktarı 100 mililitrede 17-18 gr, sonra 11-12 gr oluyor. Sağlıklı, yetişkin kadınlarda 12-14 gr, erkeklerde 14-16 gr miktarında görülüyor. Vücudumuzdaki alyuvarların % 1'i hergün yenileniyor. 1 milimetreküp kanda bulunan alyuvar sayısı kadınlarda 4,5-5 milyon, erkeklerde ise 5- 5,5 milyondur. Aynı miktarda kanda, akyuvarların miktarıysa 4.000-11.000 arasındadır. 1 milimetreküp kanda bulunan trombositler ise 150-400 bin arasında değişiyor. A, B, AB ve O olmak üzere 4 çeşit kan grubu vardır. Bunlar da Rh pozitif (+) ve negatif (-) olmak üzere 2 gruba ayrılırlar. Beyaz ırkın yüzde 85'i Rh +, yüzde 15'i ise Rh (-) tir.
Kan Merkezleri
İstanbul Çapa (0 212) 534 69 73-75 İstanbul Zeynep Kamil (0 216) 310 03 85 Ankara Kızılay Kan Merkezi (0 312) 362 97 00 İzmir Kızılay Kan Merkezi (0 232) 421 47 89
Kan ın diğer anlamı
mecazSoy.
Atasözü, deyim ve birleşik fiiller:
kana boyamak (veya bulamak) kan ağlamak kan akıtmak kan akmak kan alacak damarı bilmek kan almak kana susamak kan beynine çıkmak (birini) kan boğmak kan çanağı gibi kan çekmek kan çıkmak kan dere gibi akmak kan dökmek kan gelmek (birinden) kan gitmek kan gövdeyi götürmek kan gütmek kanı donmak kanı ısınmak kanı içine akmak kanı kanla yumazlar, kanı suyla yurlar kanı kaynamak (birine) kanı kaynamak kanı kurumak kanına dokunmak (birinin) kanına ekmek doğramak kanına girmek (kendi) kanına susamak (bir şeyin) kanını emmek kanını içine akıtmak kanını kaynatmak (birinin) kanını kurutmak (birinin) kanını yerde koymak kanı sulanmak kanı temizlenmek kanıyla ödemek kan istemek kan kaybetmek (birine) kan kusturmak kan kusup kızılcık şerbeti içtim demek kan olmak (aralarında) kan olmak (vücudun bir yerine) kan oturmak kan revan içinde (kalmak) kan tere batmak kan ter içinde (kalmak) kan tutmak kan vermek kan (veya kanı) başına çıkmak (veya sıçramak veya toplamak) kan yürümek
Birleşik Sözler
kan akçesi kan aktarımı kanayaklı kan bağı kan bankası kan basıncı kan bilimi kan çıbanı kan davası kan doku kan dolaşımı kan grubu kan kanseri kan kardeşi kankırmızı kan kırmızı kan nakli kan otu kan pahası kan parası kan plazması kan portakalı kan taşı kan zehirlenmesi kana kan kanı ayaklı kanı bozuk kanı sıcak ak kan kirli kan saf kan temiz kan kardeşkanı kardeş kanı tavşankanı ak kan yangısı
Kaynaklar
http://www.geocities.com/isitir/kanfizyolojisi.htm
http://www.kanbankasi.gen.tr/kimler-kan-verebilir.phtml
http://www.tip2000.com/doktorlar/kan.html
http://tr.wikipedia.org/wiki/Kan
Kan Grupları Kırmızı kan hücrelerinin üzerlerinde bulunan ve diğer kanlarda “antijen” özelliği gösteren maddelere göre insan kanlarının gösterdiği farktan doğan sınıflar.
Yirminci yüzyıldan önceki kan nakli denemeleri vahim ve düş kırıklığına sebeb olacak sonuçlar vermişti. 1900 yıllarında Karl Landsteiner kanın dört ana grupta olduğunu, bu grupların kişiden kişiye farklı bulunduğunu gösterdi. Bu gruplama ABO sistemi olarak bilinir. Landsteiner’in buluşu kan naklinde emniyetlilik yolunu açtı. 1940 yılında yine Landsteiner ve çalışma arkadaşı Amerikalı Patolog Alexander S.Wiener, kan gruplamada yeni bir sistem keşfettiler. Rhesus türü maymunlarda yapılan çalışmalarla ortaya çıkarılmasından dolayı bu sisteme “Rh sistemi” denildi.
ABO sistemi: Bu sisteme göre her kişi dört kan grubundan birine girer. Gruplar A, B, AB ve 0’dır. Ayırma işi, kırmızı kan hücreleri ve plazmada bulunan özel proteinlere göredir. Plazmadaki proteinler “aglutininler”, alyuvarların üzerindekiler ise “aglutiojenler” olarak adlandırılırlar. A ve B diye adlandırılan iki cins aglutinojen, a (alfa) ve b (beta) olarak adlandırılan iki cins aglutinin vardır. A grubu bir kişi alyuvarlarında A aglutinojenini ve plazmasında b aglutinini taşır. Bu kişinin kanı B aglutinojeni ve a aglutinini taşıyan B grubu bir kişiye verilirse alcının kanındaki a aglutininleri verenin A aglutinojeniyle birleşir ve çöker. Bu çökme vücûdun her yanında olur ve hayatla bağdaşmaz. Verilen kan oldukça az miktardaysa ortaya çıkan az miktar çökelti, çeşitli damarları tıkayarak birçok organlarda hasar yapar.
AB grubundaki kişiler A ve B aglutinojenlerine sâhiptirler. Ancak bunların plazmasında aglutinin bulunmaz. 0 grubunda ise hiç aglutinojen olmayıp a ve b aglutininleri vardır. Tabloda kan gruplarına göre aglutinojen ve aglutininler gösterilmiştir.
Alyuvarlardaki Plazmadaki
Kan Grubu Aglutinojen Aglutinin
AAb (Anti A)
BBa (Anti B)
ABAB(-)
0(-) (Yok)a,b (Anti A ve B)
Tabloda görüldüğü gibi grupların adlandırılması aglutinojenlerine göre olmaktadır. Aglutinini olmayan AB grubuna “genel alıcı” grup, aglutinojeni olmayan 0 grubuna da “genel verici” grup isimleri verilmiştir. Tabloya bakarsak: Bir kan naklinde aynı harfli aglutinojen ve aglutinin karşılaşınca, çökelme (aglütine durumu) olacağı anlaşılır.
Rh sistemi: Rhesus proteini veya diğer adıyla Rh faktörü, kırmızı kan hücreleri üzerinde bulunan bir özel proteindir. Rh faktörüne göre iki tür kan ayrılır, Rh (+) ve Rh (-); yâni Rh proteinine sâhip veya sâhib olmayan kanlar. Rh (+) kişiye Rh (-) kan verilmesi hiçbir reaksiyon ortaya çıkarmaz. Rh (-) kişiye Rh (+) kan verilince ilk nakilde bir olay ortaya çıkmaz. Ancak bu sırada alıcının kanının serumunda verilen kanın Rh faktörüne karşı ortaya çıkan Anti Rh antikorları teşekkül eder. Aynı durum Rh (+) baba ile Rh (-) anneden doğan Rh (+) çocukta da söz konusudur. Çünkü Rh negatif olan annenin serumunda çocuğun Rh (+) antijenine karşı anti Rh antikorlar meydana gelir. Bu antikorlar müteakip hamileliklerde annenin kanıyla fetüsa geçtiğinde doğum sırasında veya hemen sonra hemolitik anemi ve buna bağlı ölümle biten durumlar ortaya çıkar. İkinci Rh (+) kan vermede birinci nakilde vücûdun meydana getirdiği anti Rh antikorları verici kanıyla reaksiyona girer ve damar içinde çökelme ortaya çıkar. Âcil kan değişimi uygulanmazsa bu durum hayatla bağdaşmaz.
Çocuğun kan grubu ana-babasına benzemeyebilir: Çocuğun kan grubu, baba veya anasınınkine benzer. Bâzan her ikisine de benzer veya her ikisine de benzemez. Eğer çocuğun kan grubu, ana-babasının kan grubundan başka türlü olmasaydı, yeryüzünde yalnız iki çeşit kan grubu bulunurdu. Çünkü bütün insanlar, bir erkekle bir kadından meydana gelmişlerdir.
Âdem aleyhiselâmın kan grubu (A), hazret-i Havva vâlidemizin kan grubu (B) ise; (A) grubunda, (B) grubunda ve (AB) grubunda çocukları olacağı gibi, 0 (Sıfır) grubunda da çocukları olabilir. Çünkü A ve B’nin yarısı 0 (Sıfır) genini taşır. Hamilelik, lohusalık, narkoz, radyoterapi ve arsenikli ilâçlar bâzan kan grubunu değiştirir. Bir insanın kan grubu değişince anasının da, babasının da kan grubuna benzemeyebilir. Bu bakımdan aynı ana-babadan meydana gelen çocukların kan grupları iki çeşit değildir. Kan grupları sistemler şeklinde incelenmektedir. Meselâ ABO, Rh sistemi gibi başka kan grubu sistemleri de bilinmektedir. Daha başka bilinmeyenlerin de bulunduğu söylenmektedir. Her kan grubu sistemi, diğer sistemlerden müstakil olarak çalışmaktadır.Tıbbî tatbikatta, yâni hastalık ve tedâviyi ilgilendiren kan grubu uyuşmazlıklarında herkesin bildiği yukarıdaki ABO ve Rh sistemleri önemlidir.
ABO sistemindeki kan gruplarından;
1. Sıfır (0) grubunda, kişiler 0 ve 0 genlerini taşır ve homozigottur (iki geni aynı).
2. A grubundakinin genleri, A ve 0’dır (heterozigot, yâni iki geni farklı) veya A ve A’dır (homozigot).
3. B grubundakilerin genleri, ya B ve B’dir (Homozigot) veya B ve 0’dır. (heterozigot).
4. AB grubundakinin genleri ise, A ve B’dir. (heterozigot).
Mesela, A grubundaki heterozigot bir erkeğin toplam spermlerinin yarısı A, yarısı da 0 genini taşır. B grubundaki heterozigot bir dişinin yumurta sayısının yarısı B, yarısı da 0 genini taşır. Bu vasfa hâiz kimseler, evlendiklerinde aşağıdaki şemada görüldüğü gibi, ABO sisteminin dört grubunda da, yâni A, B, AB, 0 gruplarında da çocukları olabilir.
Bunu açıklayalım:
1. Birinin A genini taşıyan yumurta veya sperm, diğerinin 0 genini taşıyan üreme elemanı ile bir embriyon yaparsa bundan A grubunda çocuk olur.
2. B geni 0 ile birleşince B grubunda,
3. A geni B geni ile birleşince AB grubunda,
4. 0 geni 0 geni ile birleşince 0 grubunda çocuk veya çocuklar olur. Rh sisteminde de Rh (+) olan bir kimse, heterozigot ise, yâni genlerinden biri (+), diğeri (-) ise, kan grubu Rh (-) olan biri ile evlenince, çocukların kan grubu Rh (+) da olabilir, Rh (-) de olabilir. Yukarıdaki sistemde genlerin A, B ve (+) genleri, 0 ve (-) genlere karşı baskın (dominant) olup, onların özelliklerini örter.
Diğer kan grubu sistemlerinde de durum böyledir.
Ülkemizde ve dünyada yaygın olarak kullanılmakta olan kan grup sistemleri, ABO ve Rh sistemleridir. ABO grup sistemine göre kan grupları, A, B, AB ve O grubu diye dörde ayrılırken, Rh sistemine göre ise, RhD Pozitif ve RhD Negatif diye ikiye ayrılır. Her iki sistem birlikte kullanıldığından, ortaya sekiz farklı kan grubu çıkar. Ancak kan grupları, sadece bununla sınırlı değildir. Bazı kişilerde hem ABO grup sistemine ait alt gruplar (A1,A2,gibi) ve hem de Rh sistemine ait alt gruplar (D,d,C,c,E,e,gibi) bulunmaktadır. Bir kanın "Rh Negatif" diye nitelenebilmesi için bu alt grup antijenlerinden hiçbirinin bulunmaması gerekir. Ülkemizde CD pozitifliğine oldukça sık rastlanırken, DE pozitifliği daha nadirdir.Genel olarak bakıldığında Rh D pozitifliği %85-90 arasında değişmektedir.
Kaynaklar
http://www.kanbankasi.gen.tr/kan-gruplari.phtml
Rehber Ansiklopedisi
Kanamalar Kanamalar Kanın, içinde dolaştığı atardamar, toplardamar veya kılcaldamarlardan dışarıya çıkması.
Kanamalar, damarların anatomik bütünlüğünün çeşitli sebeplerle bozulması sonucu meydana gelmektedir. Bunları birçok şekilde sınıflandırmak mümkündür.
İç kanamalar: Damardan çıkan kanın, vücudun tabii boşluklarına veya içi boş organlardan birine akması halidir. Bu tür kanamalar; kanamanın şiddetine göre değişen kansızlık belirtileri yanında, biriken kanın miktarının tesiriyle organların vazifelerinde meydana getireceği bozukluklar veya tabii çıkış yollarından (ağız, burun, makat, idrar yolu) dışarı atılmalarıyla kendini belli eder. Damar dışına çıkan kan, beyin zarı ile beyin arasında veya beyin yarım küreleri arasında, göz arkasında, beyin tabanında, göğüs boşluğunda, karın boşluğunda, kalb zarları arasında, eklem boşluğunda, mesanede birikebilir. Bazan kan, yumuşak dokular arasında birikerek, hematom denen kan birikintilerini meydana getirir.
Dış kanama: Kanın, yara ağzından vücut dışına çıkması hadisesidir. Bu çıkış kanayan damarın cinsine ve yaranın büyüklüğüne bağlı olarak değişik derecelerde olabilir. Atardamar kanamaları, kan basıncı sebebiyle fışkırır tarzdadır. Bu fışkırma, kalb atımlarıyla uygunluk gösterir. Atardamar kanı, taşıdığı oksijen fazlalığı sebebiyle parlak kırmızı renktedir. Atardamar kanamaları çok tehlikelidir ve zamanında gerekli müdahale yapılmalıdır.
Kanamalar ya yaralanmadan hemen sonra meydana gelir veya kanamayı geçici olarak durduran tedbirlerin ortadan kaldırılması sonucu (yaralının hareket etmesi, yara pansumanının değiştirilmesi, tansiyonun yükselmesi) yaralanmayı takib eden 12-24 saat içinde meydana gelir. Yaralanmadan 5-7 gün sonra yarada meydana gelen enfeksiyona bağlı olarak da ortaya çıkabilir.
Dış kanamalar, genellikle kesici, delici veya ezici cisimlere maruz kalmakla meydana gelir. İç kanamalar ise ya çeşitli dahili hastalıklar (kan kanseri, hemofili, ülser gibi) sebebiyle kendiliğinden veya dışarıdan maruz kalınan künt darbeler, çarpmalar sonucu ortaya çıkar.
Bir de gizli iç kanamalar vardır. Burada, gözle kan görülmemekte, fakat gizli kanama olduğu düşünülen şahıstan alınan materyalin bazı maddelerle muayeneye tutulması veya mikroskopla incelenmesi neticesinde gizli kanama anlaşılmaktadır. Mesela, dışkıda gizli kan tesbit edilebilir ki bu hal, genellikle üst sindirim sistemi iltihapları (ösofejit, gastrit, duodenit) ve ülserlerinde, barsak kanserlerinde ve iltihaplarında görülür. Tedavi görmüş belirgin kanamaların sonunda da bir süre gizli kanama devam edebilir. Herhangi bir kanama durumunda ortaya çıkacak olan belirtiler, kanamanın cinsine, yerine, devam ediş müddetine, şiddetine, yaralının genel durumuna ve müdahaleye bağlı olarak değişiklik gösterir. Küçük toplardamar ve kılcaldamar kanamaları kolayca durduğundan herhangi bir belirtiye yol açmazlar. Büyük bir atardamarın ani yırtılması ise çok kere müdahaleye zaman kalmadan ölümle neticelenir.
Sağlam bir insanda kanamanın meydana getireceği bozukluklarda kaybolan kan miktarı önemli rol oynar. Solunum ve dolaşım sisteminde ve hücre beslenmesinde herhangi bir bozukluk meydana getirmeyen kanamalara kompanse (dengelenmiş) kanama denir. Bu tür kanama, tansiyonun düşmesine sebeb olmadan vücut ağırlığının % 1,5-2,5’unun kaybedilmesine kadar devam eden ve yavaş cereyan eden kanamadır. Bir yaralıda kanın üçte biri hızla kaybolursa ölüm meydana gelir. Halbuki, vücut kanının yarısı, hatta dörtte üçü, 24 saat veya daha uzun sürede kaybolursa, ölüm görülmeyebilir. Tansiyonu düşürmeyen, solunum sayısını arttırmayan kanama miktarına “tolerans eşiği” denir ki bu eşiğin aşıldığı durumlarda vücutta, durumu kurtarabilmek için bir takım hadiseler cereyan eder (dalak kasılır, kan yapımı uyarılır, çevredeki damarlar kasılır, su tutulması artar...). Bunlar da yetersiz kalırsa insan vücudu bocalamaya başlar ve dekompanse (dengesi bozulmuş) kanama durumu ortaya çıkar. Bu durumdaki bir hastada; şiddetli susuzluk hissi, hava açlığı, heyecan, şuur bulanıklığı, havaleler, soğuk ve soluk bir deri, soğuk ve yapışkan bir ter, tansiyon düşüklüğü, nabızda hızlanma, kulak çınlaması, etrafı karanlık görme, bulantı-kusma, bitkinlik, idrar ve dışkının kontrol edilememesi söz konusu olur ve şoka girmiş olan hasta ölür. Eğer hastada iç kanama söz konusu ise kanamanın yerine göre de belirtiler ortaya çıkar (mesela karın ağrısı, kas direnci, şişkinlik gibi).
acil olarak ve doğru bir şekilde yapılacak müdahaleler ile kanamayı durdurup, tehlikeyi önlemek mümkündür.
Kanayan damar küçük bir toplardamar veya kapiller damarlar ise vücudun aldığı tedbirlerle kanama kendiliğinden durabilir. Bu tabii gelişmeye yardımcı olarak; yaralının istirahati, yaralı bölgenin kalp seviyesinin üstünde tutulması ve yara ile oynanmaması faydalı olur. Yaranın temizlenip kapatılması yeterlidir. Asıl mesele, büyük çapta meydana gelen kanamaların durdurulmasıdır.
Elde kan durdurmaya ait herhangi bir malzeme bulunmadığı zaman, derhal parmaklarla, kanayan damar üzerinden veya duruma göre biraz uzağından sıkıştırılır. Böyle bir sıkıştırmanın başarılı olabilmesi için, damarın altında tek bir kemik veya kemik çıkıntısı gibi sert bir yüzeyin bulunması gerekir. Kol ve bacaklarda meydana gelen atardamar kanamalarını durdurmak için kanayan yerin yukarısından elastik bir bandaj veya bir kravat, bir bez parçasıyla sıkıştırma da faydalıdır. Bu metodlar geçici kan durdurma çareleridir. Bu şekilde geçici olarak kan durdurulduktan sonra, hastanelerde, yırtılan damar ve yara tamir edilmek suretiyle kalıcı çare bulunmuş olur. Büyük kanamalarda sadece kanamayı durdurmak yetmez, aynı zamanda kaybolan kanı da yerine koymak lazımdır. Yaralı şahsı hastaneye taşırken, üşütmemelidir.
İç kanama şüphe edilen durumlarda hastayı en kısa zamanda cerrahi servisi bulunduran bir hastaneye nakletmelidir.
Herhangi bir darbe olmadan kendiliğinden meydana gelen burun kanamalarının, balgamda kan bulunmasının, kan kusmanın, büyük abdestte taze veya siyah renkte kan bulunmasının, idrarla kan gelmesinin ve döl yolundan olan kanamaların mutlaka sebebinin araştırılması ve tedavisinin ona göre yapılması gerekir.
Kaynak: Rehber Ansiklopedisi
Kazalar ve Korunmanın İlkeleri a) Kaza nedir? Dünya Sağlık Örgütü’ nün tanımına göre “önceden planlanmamış ve beklenmeyen ancak yaralanmayla sonuçlanan bir olaya kaza denir.” Kazalar sonunda büyük maddi hasarların yanında oldukça fazla insan da hayatını kaybetmektedir. b) Toplum sağlığı açısından kazaların önemi Her gün izlediğiniz basın ve yayın organlarında çok değişik kaza haberleri duyarsınız. Kaza sayısının hızlı bir şekilde artış göstermesi çok sayıda ölüm ve sakat kalma durumlarını da beraberinde getirir. Diğer bir ifadeyle kazalar toplumdaki sakatlık ve ölümlerin başta gelen sebepleridir. Kazaların öneminin daha iyi kavranması için ülkemizdeki kaza oranları, ölüm ve sakat kalma sayılarına bakmak gerekir. Ülkemizde kazaların gerçek boyutunu yansıtacak rakamlar tam olarak elde edilememektedir. Türkiye’ deki kazaların %40’ ı trafik kazaları, %20’ si iş kazaları, %20’ si ev kazaları ve %5’ i ise ateşli silah yaralanmalarıdır. Ayrıca tarımsal uygulamalar ve sportif etkinliklerde de kazalar görülmektedir. 1994 yılı rakamlarına göre toplam 233.803 trafik kazası olmuş, bu kazalarda 5942 kişi ölmüş ve 104.717 kişi yaralanmıştır. Trafik kazalarının %97’sinin nedenisorumsuzluktur. 1992 yılında SSK’ ya kayıtlı olan 3.796.702. işçiden 138.464 iş kazası saptanmıştır. Yani işçilerin %3.7!si iş kazası geçirmişlerdir. Yaralanan işçilerin %2.48’inde kalıcı sakatlık meydana gelmiştir.%1.27 oranında ölüm meydana gelmiştir. Hızlı bir artış göstererek insan sağlığını olumsuz etkileyen kazalar meydana geliş şekillerine göre gruplandırılabilir. Kazalar; Trafik kazaları İş kazaları Ev kazaları Spor kazaları Kitlesel kazalar Diğer kazalar olarak gruplandırılır. • Trafik kazaları: Günümüzde trafiğe çıkan araç sayısına göre hızlı bir artış gösteren kaza grubudur. Ölümle sonuçlanan kazalarda ilk sırayı alır. Adli olaylar grubuna giren trafik kazalarını, polise bildirmek zorunludur. • İş kazaları: Kişilerin gereği geçirdikleri kazalardır. İş kazalarına örnek olarak inşaat kazalarını, yer altında çalışanların geçirdiği kazalar örnek verilebilir. İş kazalarının büyük kısmı, yoğunluğun diğer günlere göre daha fazla olduğu haftanın son günlerinde meydana gelmektedir. En kısa sürede polise bildirilmesi gereken kazalardır. • Ev kazaları: Ev kazaları, genelde yanık,zehirlenme,kesici alet yaralanmalarından oluşur. • Spor kazaları: Düşme, çarpışma, çarpma, burkulma gibi şekillerde meydana gelir. • Kitlesel kazalar: Yangın, bina çökmesi gibi durumlarda meydana gelir. • Diğer kazalar: Bu grup kazalara doğal afetler, uçak,gemi ve tren kazaları dahil edilebilir.
Kazalardaki ölü sayısının çok yüksek olması nedeniyle uygulanacak ilk yardım kuralları büyük önem taşır. Kazalarda uygulanan ilk yardımın on başarı anahtarı vardır. Bunlar; • Kaza sırasında zaman kaybetmeden ve telaş yapılmadan ilk yardım yapılmalıdır. • Kazazedenin solunumunu kontrol edilir. solunum durmuşsa suni solunum yapılmalıdır. • Kalp atışı kontrol edilir. eğer kalp atımı durmuşsa derhal kapalı kalp masajı yapılmalıdır. • Kanamanın olup olmadığı kontrol edilir. kanama varsa hemen durdurularak kan kaybı önlenmelidir. • Kazazedede şok durumu varsa fazla hareket ettirilmeden şoka karşı önlem alınmalıdır. • İlk yardım sırasında zamanın çok büyük öneme sahip olduğu unutulmamalıdır. Bu amaçla kazazedenin durumunun kötüye gitmesini önleyecek tedbirler alınmalıdır. • Kazazedenin moralini yüksek tutmak için güven verici sözler söylenmelidir. • Kaza yerinde, gereksiz kalabalıklar dağıtılarak halkın toplanması önlenmelidir. • Kazazedenin, giysileri gereğinden fazla soyulmamalıdır. • Kazazede, bütün imkanlar kullanılarak en yakın hastaneye taşınmalıdır.
b)Kazalardan korunma: kazalardan korunma kişi faktörüne bağlıdır. Bunda en önemli etken kişinin eğitimidir. Kişilerin sorumsuzluk,bilgisizlik ve dikkatsizlik nedeniyle yaptıkları kazaların önlenilmesinde en önemli araç, sağlık eğitimidir. Trafik kazaları gibi başkalarının hayatını da tehlikeye düşüren durumlarda zorunlu olarak cezai yaptırımlara da gidilmektedir. Çocuklar, yaşlılar ve hamileler kazalar açısından en önemli risk grubunu oluşturmaktadır. • Çocukların özellikle yürümeye başlama dönemlerinde kazalarla karşılaşabilme riskleri yüksek olmaktadır. Bu dönemlerde düşme büyük kaza nedenlerindendir. • Evde kesici, batıcı araçlar ortada bırakılmamalıdır. • Mutfatkat ocakta kullanılan tavaların sapları çarpılmayacak biçimde olmalıdır. • Elektrik prizleri herhangi bir şeyle kurcalanamayacak şekilde kapatılmalıdır. • Mutfakta böcek ilacı bulundurulmamalıdır. • Bakım ve onarım işi daima alanında yetişmiş elemanlara yaptırılmalıdır. • Sıvı gaz tüpleri sabun köpüğü ile kontrol edilmelidir. • Küçük piknik tüplerinde geniş tencerelerle su ısıtılmamalıdır. • Girilmesi yasak sulara girilmemelidir. • Çocuklar kollarından tutularak kaldırılmamalıdır. • Bebekler kundaklanmamalı ve yarı yüzüstü yatırılmamalıdır. • Meyve ve sebzeler iyice yıkanılmadan yenilmemelidir. • Bir diğer risk grubu yaşlılardır. Yaşlıların bulunduğu evlerin aydınlatılması, merdivendeki kırık basamakların onarılması gerekmektedir. • Hamilelerde vücut dengesinin bozulması nedeniyle kaza tehlikesi artar. Kaymaları önleyecek tedbirler alınmalıdır. • İş hayatında araç gereç güvenliği, yapılan uygulama ile ilgili koruyucu önlemlere dikkat edilmelidir. • Aydınlatma yeterli olmalıdır. • Kişiler yaşlarının ve yeteneklerinin üzerinde bir işle görevlendirilmemelidir. • Yapı işlerinde güvenlik halatı gibi araçlar kullanılmalıdır. • Tarım ilaçlamalarında rüzgar arkaya alınmalıdır, serpinti önlenmelidir. • Hiçbir yiyecek kabına zehirli madde konulmamalıdır. • Tüm spor etkinliklerinde yapılan hareket, tekniğine uygun olmalıdır. • Çocuk parkalarında düşmeleri, çarpmaları önleyecek önlemler alınmalıdır. • Toplum bireyleri ilk yardım konusunda eğitilmelidir. • Alkollü araç kullanmamalı, emniyet kemeri takılmalıdır. Kaza geçiren kişilere yardım etmek her insan için bir görevdir. Yardım ederken kişi kendi güvenliğini tehlikeye atmamalıdır. Örneğin, elektrik çarpması ve boğulmalarda olduğu gibi kişi kendi güvenliğini sağlamadan yardıma kalkışırsa hayatını kaybedebilir. Kazalardan korunmanın temel ilkelerinden birisi de insanların sürekli olarak eğitilmesidir. Sürekli eğitim ve yapılan kontrollerde bir çok kaza önceden önlenir. Kaza sırasında kopan organın tekrar yerine dikilebilmesi için tekniğine uygun olarak sağlık kuruluşlarına taşınması gerekir. Kopan organın ayrılma yerine ve vücudun bu kısmına tentürdiyot ve benzeri maddeler asla sürülmemelidir. Bu maddeler yaranın ağzını açarak kanamayı hızlandırır. Kaza sırasında kopan organların soğuk bir ortamda , ancak dondurulmadan sağlık kuruluşuna nakledilmelidir. Kopan organ asla buz veya buzlu suya doğrudan temas ettirilmemelidir. Önce kuru bir kaba veya poşete konulmalıdır. Daha sonra bu poşet soğuk bir başka kaba ya da buzlu kaba oturtularak taşınmalıdır. Taşıma sırasında organın dondurulmamasına özen gösterilmelidir. 6 saat içinde bir sağlık kuruluşuna ulaştırılmalıdır.
3- Bilinç Kaybı ve Şok Normal olarak insanlar beş duyu organlarıyla çevrelerinde meydana gelen olayları algılayarak gerekli tepkileri gösterirler. İnsanların bu normal durumuna bilinçlilik hali denir. Bilinçlilik hali herhangi bir kaza nedeniyle ortadan kalkar. Kişinin beş duyu organıylaalgılama yapamamasına bilinç kaybı denir. Bilinç kaybının bir çok nedeni ve belirtisi vardır. Bilinç kaybının nedenleri; Beyin kanamaları İsteri nöbetleri Bayılma Zehirlenmeler Alkol koması Şeker koması Yüksek ateş Baş travmaları Epilepsi (sara) ve sinir sistemini bozan hastalıklardır. Bilinç kaybının sebebi araştırılmalı daha sonraki uygulamalar için bilinç kaybının derecesi ortaya konulmalıdır. Bilinç kaybının farklı dereceleri vardır. Uyuklama, dalgınlık durumu, bayılma ve koma şekillerinde meydana gelir. En tehlikelisi koma durumudur. Genelde bilincin kaybedilmesi çevreden kaynaklanır. Dolayısıyla bilinç kaybına uğrayan kişi bulunduğu çevreden uzaklaştırılır. Eğer bilinç kaybının nedeni ortam değilse bilincini kaybeden kişi yüzüstü veya yarı yüzüstü durumda yatırılır. Bu şekilde yatırmadaki amaç dilin boğazı kapayarak soluk almasını önlemektir. Bu şekilde yatırıldıktan sonra ağız içi kontrol edilir ve toprak gibi şeyler temizlenir. Solunum tıkanıklığı hırıltıdan anlaşılabilir. Hayatın tehlikeye girdiği dönemlerde ilk yardım ABC’ si uygulanır. İlk yardım ABC’ si Airway, Breathing ve Circulation terimlerinin ilk harflerdir. İlk yardım ABC‘ si; a) Hava yolunun açılması b) Solunumun düzeltilmesi c) Dolaşımın sağlanması, uygulamalarını kapsar. Bilinç kaybına uygun olarak yatırılan hastanın boğazı parmakla kontrol edilerek temizlendikten sonra kemer kravatı gevşetilir. Gömleğinin düğmeleri açılır. Kesinlikle su veya başka bir içecek verilmemelidir. Bu durum kişin boğulmasına yol açabilir. Aynı şekilde ayılması amacıyla tokat atma, sarsma gibi davranışlar kesinlikle yapılmamalıdır. Bilinç kaybı nedenlerinden birisi de bayılmadır. Bayılmanın nedeni oldukça farklıdır. Kan tutması ani heyecan, ani korku gibi durumlar bayılmaya neden olabilir. Bayılma sırasında beyine yeterince kan gitmez. Buna paralel olarak beyin oksijen alamaz. Bayılan kişinin önce renginde sararmameydana gelir. Ondan sonra kişide bayılma meydana gelir. Bu durumdaki kişinin kemeri ve kravatı gevşetilirken gömlek düğmesi de açılır. Böylece bayılan kişinin rahatlaması sağlanır. Kısa sürede ayılmaz ise yan yatırılarak hekime haber verilir. Kişi bayılacağını hissedebilir. Bayılacağını anlayan kişi kalçalarını sıkıştırıp, karın kaslarını içeri çeker ve bacak kaslarını gergin duruma getirirse bayılmasını önleyebilir
Mantar Zehirlenmesi Mantar Zehirlenmesi zehirli mantar bitkilerinin yenmesiyle ortaya çıkan, öldürücü olabilen bir gıda zehirlenmesi. Mantardan zehirlenmenin sebep ve şartları çeşitli olabilir. Öncelikle, bazı kimselerde görülen özel duyarlılık, (midye ve yumurtaya olduğu gibi) mantarlara karşı da tahammülsüzlük yapabilir. Sadece irkiltici özellikteki mantarların, hatta yenebilir olup da bozulmadan ötürü zehirli hale gelen mantarların sebeb olduğu bazı zehirlenme olayları, yanlışlıkla ölüme yol açabilir. Fakat daha çok bu gibi zehirlenmeler, birkaç gün içinde iyileşme ile son bulur.
Zehirli çayır mantarı (Amanita muscarina) ile zehirlenme çok mühimdir. Kuluçka dönemi kısadır. Mide-barsak bozuklukları, ardından sinir bozuklukları başgösterir bunlar irkilme, sarhoşluk, sayıklama, çırpınma, göz bebeğinin genişlemesi gibi belirtilerdir.
Tedavi için; hastanın midesi yıkanır veya kusturulur. Müshil ve lavmanla barsakları boşaltılır, gerekli ilaçlar verilir. Gecikmiş vak'alar genellikle ölümle sonuçlanır.
Mantar zehirlenmelerinden korunmak için, rastgele her mantarı yememeli, mantarları çok iyi tanımalı, mantarlar ve zehirlenmeler konusunda bilgi sahibi olmalıdır.
Kaynak: Rehber Ansiklopedisi
Suni Solunum ve Kalp Masajı Suni Solunum ve Kalp Masajı Kendi kendine solunumun olmadığı durumlarda, akciğerlerin havalandırılmasını sağlamak ve durmuş olan kalbi yeniden çalıştırmak için yapılan işlemler. Boğulma, asılma, elektrik çarpması, karbon monoksit zehirlenmesi gibi hallerde ve genel olarak zahiri ölüm halindeki insanlarda, özellikle nefes alamayan bebeklerde, mümkün olduğu kadar çabuk tatbik edilmelidir. Bütün vakalarda önce üst solunum yollarını tıkayan engeller ortadan kaldırılmalıdır. Boğulma halinde ağızdaki suyu ve salgıları boşaltmak; asılma halinde ipi kesmek; elektrik çarpmasında akımı kesmek; gazla boğulma hallerinde hastayı temiz havaya çıkarmak gereklidir.
Bu tedbirler alındıktan hemen sonra, normal solunum geri gelinceye veya bir cihazla, sun'i solunuma başlayıncaya kadar ağızdan ağıza, ağızdan buruna veya elle sun'i solunum yaptırma manevralarından biri uygulanır. Sun'i solunumun zamanında başlatılması çok önemlidir. Çünkü beyin hücreleri oksijensizliğe 4-5 dakikadan fazla tahammül edemezler.
Ağızdan ağıza solunum metodu: Hasta sırt üstü dümdüz yatırılır. Baş iyice arkaya doğru gerdirilir ve bir elle iyice arkaya doğru bastırılır, burun tıkanır. Sonra ağız açılır, ağız boşluğu temizlendikten sonra, alt çene öne doğru çekilir, dil bir bezle altçene dişlerinin üstüne doğru bastırılıp hareketsiz tutulur. Dudaklar hastanın ağzına yapıştırılır. Dakikada 12-16 defa olacak şekilde üflenir. Bu üflemelerde hastanın göğsü genişlemelidir. Çocuklarda üfleme ritmi daha fazla olmalıdır. Kurtarıcı ağzını ayırıp çeker, hastanın göğüs kafesi küçülür ve böylece hasta kendiliğinden nefes vermiş olur.
Ağızdan ağıza solunum baş enseye doğru gerdirilmek şartıyla (yolda kaza geçiren veya yıkıntı altında kalan kimseler vs.) oturma durumunda da uygulanabilir.
Ağızdan buruna solunum metodu: Yukarıdakine benzer bir usuldür. Üfleme, ağız kapatılarak burun yoluyla yapılır.
Küçük çocuklarda aynı anda hem ağızdan hem de burundan üflenebilir.
Bu usuller herkes tarafından her yerde ve her durumda uygulanabilir. Kurtarıcı çok çabuk yorulacağından nöbetleşe kurtarıcı değiştirmek gerekir.
Elle yapılan manevralar: Hastanın göğüs kafesini, nefes alma ve verme hareketlerine benzer ritmik hareketlerle bastırmak ve genişletmek esasına dayanır. Göğüs kafesi esnek olduğundan üzerine basılınca nefes zorla dışarı çıkar, baskı kalkınca göğüs genişler, eski haline gelir ve tekrar nefes alınır. Bu sırada kollara yaptırılan hareketlerle nefes alma kolaylaştırılabilir.
Schaefer metodu: Yüzü koyun yatan hastaya uygulanır. Kurtarıcı bel hizasında ata biner gibi hastanın üzerine çıkar, el ayalarıyla göğüs kafesi üzerine bütün ağırlığıyla basar ve nefes vermeyi sağlar, baskı kalkınca göğüs kafesinin esnekliği sayesinde, nefes alma meydana gelir. Bu metodda ağzın boşalması kolaylaşır. Ancak solunum yetersiz kalabilir.
Nielson-Hederer metodu: En üstün tekniktir. Ancak iki kurtarıcı gerekir. Hasta yüzükoyun yatırılır, kollar bükülür, baş eller üzerine yerleştirilir. Kurtarıcılardan biri Schaefer metodunda olduğu gibi, nefes vermeyi sağlarken ikinci göğsü yerden hafifçe kaldıracak şekilde dirsekleri bükerek nefes almayı sağlar. Eğer kurtarıcı tekse hastanın başucuna oturur ve iki zamanlı hareketi şöyle ayarlar: Nefes alma yukarıdaki gibidir, nefes verme ise dirsekler yere bırakıldıktan sonra, kürek kemiklerine bastırılarak sağlanır. Bu usul oldukça yorucudur. Suni solunumu 15-20 dakika hatta bir saat veya daha fazla uzatmak gerekebilir. Çünkü kendi kendine solunum başlayıp tekrar durabilir.
Elle çalışır respiratörlerle sun'i solunum: Bir maskesi, bir konnektörü, bir kapağı ve bir balonu vardır. Bu şekilde olanlara Ambu respiratörü denir. Maske hastaya uygulandıktan sonra, balonun ritmik olarak sıkılması ile balondaki hava hastanın akciğerlerine geçer. Ambu'ya oksijen de katılabilir.
Otomatik respiratörlerle sun'i solunum: Bu amaçla kullanılan respiratörler özelliklerine göre başlıca iki gruba ayrılırlar:
1. Volümetrik respiratörler: Örnek olarak Spiromat'ı gösterebiliriz. Hiç solunumu olmayanlarda kontrollü solunumu sağlar. Buna karşılık yardımcı solunumda, hastanın solunumuna adaptasyonda zorluklar vardır. Volümetrik respiratörler, yüksek kapasitelidir. Elektrikle çalışırlar, oksijen oranı solunum hacmi, adedi, soluk alma-verme basınçları ve aralarındaki oran direkt ayarlanır.
2. Manometrik respiratörler: Örnek; Bird ve Bennet'tir. Oksijen veya havayla çalışır. Yardımcı solunuma da kolayca uyarlar. Kullanılmaları kolaydır. Fakat özellikle çok şişmanlarda volümetrik respiratörler kadar etkili değildirler.
Kalp masajı: Kalbi durmuş olan şahıslara en geç 5 dakika içinde kalp masajına başlanmalıdır. Daha geç kalındığı takdirde, kalp yeniden çalıştırılırsa bile, şahıs bitkisel hayata girecektir. Zira, beyindeki sinir hücreleri kansızlığa 4-5 dakikadan fazla dayanamazlar.
Kalbi duran şahsın, derhal şuuru kaybolur ve yere yıkılır. Fakat her şuuru kapalı veya baygın şahsın kalbi durmuş demek değildir. Şuuru kapalı bir halde yatan şahsın kalbinin çalışıp çalışmadığını anlamak için, önce nabzına bakılır, nabız alınamıyorsa göğsün üzerinden kalp kontrol edilir, çalıştığına dair bir alamet yoksa, derhal kalp masajına geçilir.
İki türlü kalp masajı vardır: Açık masaj ve kapalı masaj. Pratikte uygulanan kapalı kalp masajıdır. Açık kalp masajı, elle direkt olarak kalbin sıkıştırılması suretiyle yapılır ki bu da ancak ameliyatlar esnasında mümkün olabilir veya kapalı kalp masajında bir netice alınamazsa ve başka imkan da yoksa, göğüs kafesinin kırılması suretiyle kalbe açık masaj yapılabilir.
Kapalı kalp masajı: Etkili bir sun'i solunum sağlanır sağlanmaz, etkili bir kalp masajına başlanmalıdır. Etkili bir kapalı kalp masajı için hastanın sert bir yere yatırılması çok mühimdir. Eğer hasta yatakta yatıyorsa, yatağın altına tahta vs. gibi sert bir şey konulmalıdır. Kalp masajını yapacak şahıs hastanın sağına geçer, hafifçe hastanın üzerine eğilir. Dirseklerini kırmadan sol elinin ayasını göğüs kemiğinin (= sternumun) 1/3 alt bölümüne yerleştirir. Bu elini artık hiç yerinden oynatmayacaktır. Sağ elini de sol elinin üzerine koyar. Omuzlarından kuvvet alarak göğüs kemiğini 3-5 cm içeri itecek şekilde kuvvetle bastırır, yarım saniye bu vaziyette bekler, sonra sağ elini gevşetir. Bu işleri ritmik olarak dakikada 60-70 kere tekrarlar. Etkili kalp masajı sırasında normal kan akımının 1/3'ü yaklaşık 30-50 mm cıva basıncıyla çevreye gönderilebilir. Kendine getirme işini bir kişi tek başına yapıyorsa, arka arkaya 5 kalp masajı yaptıktan sonra, sun'i solunum yapar ve aynı işi bu şekilde devam ettirir. Kendine getirmeyi iki kişi yapıyorsa, yine her bir sun'i solunuma karşılık 5 kalp masajı yapılmalıdır. Kapalı kalp masajına hiçbir sebeple 5 saniyeden fazla ara verilmemelidir.
Kapalı kalp masajının bazı komplikasyonları olabilir: Göğüs kemiği kırığı, kaburga kırıkları pnömütoraks (göğse hava kaçması), hemotoraks (akciğerleri örten iki tabakalı göğüs zarlarının arasında hava ve kan toplanması), aort damarı yırtılması, dalak ve karaciğer yırtılması gibi. Bunlara mani olmak için, elin göğüs kemiğindeki yerinden daha aşağıda olan ksifoid (göğüs kemiğinin hançer şeklindeki alt ucu) üzerine kaymamasına özellikle dikkat edilmelidir. Ayrıca göğüs kemiğinin alt ucuna veya kaburgalar üzerine basınç tatbik edilmemelidir. Tatbik edilen basınç çok ani ve çok şiddetli olmamalıdır. Göğüs ve karın üzerine aynı zamanda basınç yapılmamalıdır: Sun'i solunum esnasında kapalı kalp masajına ara verilmelidir.
Sun'i solunum ve kapalı kalp masajıyla femoral (uyluk) veya karotis (boyun) atardamarında nabzın alınması, göz bebeklerinin küçülmesi, morarmanın gerilemesi ve normal solunumun geri dönmesi temel hayat desteğinin başarıyla yapıldığının önemli bulgularıdır. Bu şekilde temel hayat desteğini devam ettirirken, bir yandan da ileri hayat desteğinin teminine geçilmelidir. Bu da mutlaka hastane şartlarında olmalıdır.
Kaynak: Rehber Ansiklopedis
Şok Çeşitli sebeplerle husûle gelen ve hayatî organların normal kanlanmamasına sebep olan kalp debisi düşüklüğüyle karakterize bir akut (had) dolaşım yetmezliği. Şoku, sebeplerine göre şu şekilde sınıflandırmak mümkündür:
Kardiyojenik şok (myokard enfarktüsüne bağlı şok; akciğer damarlarının âni tıkanıklığı vs.), septik şok (enfeksiyonlara bağlıdır), oligemik şok (kan kaybı, sıvı ve elektrolit kaybına bağlı şok), anaflaktik şok (âni allerjik durumlar), nörojenik-psikojenik şok (âni üzüntü, korku, âni sevinç vb.), endokrin hastalıklara (hormonal bozukluklar) bağlı şok, cerrahî şok, irreversibl şok (iyileşemeyecek ve ölümle sonlanacak olan şok).
Şokun genel olarak üç devresi vardır. Örnek olarak kan kaybına bağlı şoku ele alalım: İlk devre, erken devre ismini alır. Hafif kanamalarda teşekkül eden şokun erken devresinde kalp debisi ve tansiyon bir miktar azalır. Bu devrede vücûdun bazı savunma mekanizmaları şokun zararlı tesirlerini gidermede tesirli olurlar. Kalbin kasılma gücü ve dakikadaki atım sayısı artar. Çevre damar direnci artar ve böylece kalpten pompalanan kan, daha ziyâde hayâtî organlara yöneltilmiş olur. Ayrıca bâzı hormonal mekanizmalar da harekete geçerek vücutta su ve tuz tutulmasını sağlamak sûretiyle tansiyonun düzeltilmesinde, şokun bu erken devresinde etkili olurlar.
Şokun ikinci devresi ilerlemiş devredir. Bu devrede vücudun savunma mekanizmaları, organların normal olarak kanlanmasının temininde yetersiz kalırlar. Böylece bu organlarla ilgili çeşitli yetersizlik belirtileri ortaya çıkar. Meselâ, böbreğe gelen kan akımının ileri derecede azalması, idrar miktarının da azalmasına ve böylece böbrek yetmezliğine yol açar.
Şokun son devresi, irreversibl (geriye dönüşü olmayan) şok devresidir ki, bu devrede organlardaki bozukluklar had safhaya ulaşır. Bütün tedâviler yetersiz kalır ve ölüm husûle gelir.
Şokun kliniği: Nabız sayısıyla belirginlik (ele gelme) derecesi şokun mevcudiyeti ve ağırlığı hakkında bilgi veren güvenilir kaynaklardır. Nabız ne kadar süratli ve hafifse, şok o kadar ağır kabul edilir. Bâzan nabızda düzensizlik de görülebilir.
Şokta tansiyon, yâni kan basıncı düşer ve bu düşme oranında şokun derinliği de artar. Genellikle tansiyonu 100-130 mm cıva basıncı civarında seyreden bir kimsede tansiyon 80 mm cıva basıncının altına düşerse, dikkatli olmak gerekir. Şok husûle gelebilir. 80-90 mm cıva basıncı tansiyonla normal hayâtını sürdürenler olduğu gibi, normalde tansiyonu yüksek seyretmekte olan bir kimsede ise sistolik basınç 110 mm’nin altına düşünce şok meydana gelebilir. Solunum sayısı artar ve solunum sathî bir hâle gelir.
Şokta genellikle, vücut ısısı düşer. Sâdece bakteriel şokta ısı yükselir.
Hastanın genel görünümü şokun anlaşılmasında büyük önem taşır. Hastanın rengi soluktur, tırnaklar morumtraktır. Cilt nemli ve soğuktur. Başlangıçta korku içinde ve telâşlı görünen hasta, zaman geçtikçe durgunlaşır ve nihâyet dolaşım yetmezliği neticesi komaya girer. Hasta müthiş bir bitkinlik ve hâlsizlik içerisindedir.
Şoktaki hastada, şoka sebep olan hastalıkla ilgili klinik bulgular da sözkonusudur. Meselâ, yemek borusu varisi kanamasına bağlı olarak şoka giren bir hastada sirozla ilgili belirtiler bulunur.
Şoktaki hastada, laboratuvar bulgularında çeşitli değişiklikler olur. Meselâ, kanın PH değeri asit tarafa kayar, hematokrit değeri, bâzı şoklarda dokulardan damar içine mâyi akımı olduğundan relatif olarak düşer. Bâzılarında ise (meselâ yanık ve dehidratonyon şoklarında) yükselir. İdrar miktarı azalır, merkezî toplardamar basıncı azalır, dolaşım zamânı uzar.
Tedâvi: Şok tedâvisinde temel prensip, şoka sebep olan âmili bulup, ortadan kaldırmaktır. Meselâ, kan kaybının durdurulması, enfeksiyonun tedâvi edilmesi, şiddetli ağrının giderilmesi, allerjik hâdiselerin ortadan kaldırılması, hormonal bozuklukların düzeltilmesi gibi.
Sebebi ne olursa olsun her şok vak’asında alınması gerekli bâzı tedbir vardır: Hastaya idrar sondası takılarak, idrar miktarı kontrol edilir. Damara girilerek, hasta, damardan beslenir, gerekli ilâçlar (ağrı kesici, antibiyotik, tansiyon yükseltici, kortikosteroidler vb.) bu yolla verilir. Gerekiyorsa hastaya oksijen verilir, mîde sondası takılır, kan kaybı varsa tâze kan nakli yapılır, hastanın vücut ısısı yükseltilir ve hasta sıkı bir tâkibe alınır.
Özellikle çeşitli kazâlarda ve yaralanmalarda şoku önlemek, tedâvisinden daha önemlidir. Yaralanan bir şahısla karşılaşıldığında ilk yardım olarak, varsa kanaması en basit metodlarla durdurulur, solunum ve kalp masajı yapılır, şahıs aslâ ayağa kaldırılmaz, ayakları, vücut seviyesinin üstünde tutulur, üzeri battaniyelerle örtülür, varsa ağrı kesici verilir ve en seri vâsıtalarla hastâneye gönderilir
Toksit bakteriyel besin zehirlenmesi A.R Eley
Bakteriyrel besin zehirlenmesi bağırsağa bulaşmasıyla başlar. (bölüm 2) . bunun sebebi besinlerde üretilen toksinlerin önceden bağırsağa nifız etmesidir
Bu bölümde toksin üretmekten sorumlu organizmaları örneğin staphylococcus aureus, clostridium botulinum, bacillus cereus ve diğer bağırsağa etki eden toksinleri mesela clostridium prefingens, B. cereus (ishal), enterogenic Esherichia coli (ETEC), ve enterohaemorrhagic Eschericha Coli (EHEC.
Shigella,pleisiomonas ve aeromonas gibi arasırada olasa besin zehirlenmesiyle birleşerek toıksin üreten ve bölüm 4'te tartışacağımız diğer bahkteriler.
3.1 STAPHYLOCOCCUS AUREUS
3.1.1 Patogenesis Besinle taşınan toksinlerin bakteriler tarasından bağırsağa salgılanmasıuyla Staphylococcal besin zehirlenmesi olur.Bunlar Staphylococcal entoksin ve 8 serolojik ayrı tür(A,B,C1,C2,C3,D,E ve F)bunlarda uzun zamandan beridir belirlenmişti.Entertoksin F toksinlerin şok toksin sendromlarının biyokimyasını gösterir.Toksit şok sendrom toksin1(TSST-1) aybaşı boyunca kullanılan tamponlarlaçok sık işbirliği yaparak toksin şok sendromunu üretir. Öncül patogenesis deneyimler bize Staphylococcal besin zehirlenmesinin cholera toksin gibi klasik bir entertoksin olmadığını göstermiştir.Ta ik bağırsak salgısıyla direk rol oynadığını bilene kadar.Toksinlerin hareketleri bağırsakta etkili olmasına rağmen stimulus kusma merkezine etki ederek beyin yoluyla vagus nörüne ve neurotoksinlere ulaşır.
Besindeki bakterinin aktif büyümesi devam ettikçe toksin üretimi devam eder ve bu depolama denilen olay sık devam eder.Her toksin tek başına bir polypeptide zinciridir ki bu zincir 30 dakikanın özerindeki kaynamalara karşı birçok proteoytik enzimleri korur.Ama yinede bu sebzesel salgılar bazı durumlarda hayatta kalamazlar.Örneğin eğer toksin besinin içerisinde üreyebilirse pişirilme işleminden sonra bakteri ölse bile toksin faaliyetlerini eksiksiz sürdürebilir.Entertoksin türlerinden en çok tellaffuz edeleni(besin zehirlenmesinde)Staphylococcal entertoksin A(deniz) ki bu entertoksin yaklaşık %75'ini kapsar organızmada SED de besin zehirlenmesinin 2. en önemli nedenidir.Öncül çalışmalar entertoksin türlerindeki bir birlikteliği besinler ve staphylococci(ör. insan derisi)'ni kaynak göstermiştir.Her ne kadar birçok bulgu bu entertoksin üretildiğine dair SEA dan daha fazlaysa da kliniksel kanıtlar çok daha doğru orijinal düşüncelerden.Genellikle,yaklaşık olarak %15-20'si staph. areusinsan vücuduna entertoksin olarak bulunur;bu da bize besin-ellemenin bulaşmaktaki önemini gösterir.
3.1.2 Kliniksel Makaleler ve Tahminler
Bu tür besin zehirlenmeleri karakteristik bulantı,kusma,karın ağrısı ve halsızlıktır çok sık olarak ishal görülür ama az olarak görünmeyebilir.Zehirli besinin alınmasından yaklaşık olarak 1 ile 6 saat sonra kendisini gösterir.Ama bir çok hasta genelde 24 saat içerisinde tamamen toparlanır.
Spesifik bir terapinin olmaması ve organizmanın yavaşlaması bize semptomların ciddi şekilde yeterli olduğunu ve %10'un üstünde vakalar dışında hastahaneye gerek olmadığını gösterir.
3.1.3 Vaka ve epidemiology (Salgın Hastalık)
Birleşik Amerika'daki ikinci en sık rastlanan besin zehirlenmesi vakası ve tutanaklara göre Macaristan'da.İki ülkede de beslenme alışkanlıkları aynı gibi ve tabii ki salgın oranı da öyle.Bilinen yemeklerle ve birçok besin aracılığı ile Birleşik Devletler'deki hastalığın salgın olduğu öne sürülüyor.Grafikler gösteriyor ki staph.aureus besin zehirlenmesine İngiltere ve Japonya'da çok az rastlanılıyor.Her ne kadar bu oranların kaydedilmesi zor olsa da görüntü bu. Staph.aureus genellikle besinlere insan tarafından taşınıyor;yani bu insan eliyle veya çapraz contamination denilen(kaşık,bıçak,kürdan,cam,düğme)gibi durumlarda oluyor.Özellikle inek ve sığırlarda alınan günlük ürünlerde enfeksiyon bulaşabilir,%25 ile %50 oranında staph.aureus insanlardan besinlere bulaştırılıyor maaleseef birçok burkulma,yara,bere besin zehirlenmesine neden oluyor.3 gruba bağlı olarak ve bu nedenle de hastalığın ortaya çıkması çok kolay olabiliyor.
Staphylococcilnip(Bölüm 2.1)phage türleri epidemiolojinin araçları olarak,besin zehirlenmesinin salgınının belirlenmesinde uzun yıllar kullanılıyor.Besin zehirlenmesinin staphylococcal ile ortaklığı kontrol edildiğinde entertoksin üretimi ve bunun izole edilmesinin mümkün olunabildiği anlaşılmıştır.Yine de her zaman entertoksin üretiminin tek başına kaynak olmadığı da görülmüştür;ve bu durumlarda da phage türünün kombinasyonu,karakteristik entertoksin üretimi çok önemlidir.
Genus Staphylococcus pıhtılaşma testi üzerinde geleneksel olarak olarak 2 gruba ayrılıyor .geniş ana besin zehirlenmesi staph.aureus(Pozitif pıhtılaşma)iken diğer geriye kalanın ise negatif pıhtılaşma şeklinde olduğu kaydedilmiştir. Negatif pıhtılaşmanın olduğu Staphylococci bir kenara atılmamalı eğer özellikle besinde çok sayıda bulunduğu hallerde;ama staph.epidermidis normal deri ve hijyenin az olduğu yerlerin bize hatırlatıyor.Dahası organızmada entertoksin üretime zayıf çalışıyor.
Son zamanlarda 2 yeni tür staph.intermedius ve staph.hyicus ki bunlar pıhtılaşma ve DNase de pozitif çıkarlar ve entertoksin taşırlar.Yinede şu anda bu besin zehirlenmelerinin önemi bilinmiyor.
3.1.4Ekoloji ve Besin Maddeleri
Staph.Aureus deri üzerinde bulunan ve insanlara burun yolu ile de geçebilen ana patogendir.Bu organizmalar havada,sütün içinde ve pis su(lağımda)görülebilir. Bu çeşit besin zehirlenmesi daha çok pişmiş yemeklerin soğuk yenmesinden,örneğin yumurta ve et,hazırlanmış olan krema ve diğer günlük besinlerden(tablo 3.5)bulaşır.Pişmiş yiyeceklerde az sayıda entertoksin bulunur.
3.1.5 Kontrol
Staph.aureaus besin zehirlenmesinin kontrolündeki ana problem insanlara elle geçecek kadar kolay oluşundan ve yüksek oranda insanda üremelerinden kaynaklanır.İdeal olarak besin ellenir ellenmez pişirilmelidir.Bu bakterilerin çoğalmadan yok edilmesi olarak da nitelendirilebilinir.Besinler gerekli sıcaklıkta korunmalı ve normal pişirmeyle yok edilebilmeli.Açıkçası besinlerin her zaman ellernir ellenmez pişirilmesi münkün değildir.Ek olarak soğuk yenen yiyecekler dokunulduktan sonra yeseler bile bazen artıp saklanırlar.Dokunmaya minimize etmek pişirmeden ve servis ederken bunu sağlamak lazım.
3.2 Clostoridium Botulinum
Clşostridialar gram-pozitif anaerobik,endospore-forming bacilllidirler
3.2.1 Pathogenesis
Botulism botulinum toksinlerinin üretilmesiyle oluşur bunlar protein aceous neurotoksinleridir ve çok kuvvetli doğal zehir olarak protein aceous neurotoksinleridir ve çok kuvvetli doğal zehir olarak bilinirler.Klinik testleri ve hayvanlar üzerinde yapılan testlerde bunların öldürücü derecede toksin üretebildikleri anlaşılmıştır(0.1 ve 1.0 Mg).Bilinen 7 çeşit botulinum toksinine rağmen A,B ve E çok seyrek olarak da F ve G insanlar üzerinde etkilidir.Önce toksinler hızla çoğalır vücuda yayıldıktan sonra 24 saat içerisinde ölüm vakalarına rastlanmıştır.
Besin kaynaklı botulism çevreden buluşan sporlarla olur.Bunlar pişirme ve korumayla öldürülemezler ve uygun koşullarda hemen çoğalmaya başlarlar ve toksin üretmeye başlaralar.Maaleseef ki 80'C'de 10 dakika ısıtılsa bile bunlar yaşayabilirler.Düşük sıcaklıkda da çoğalamazlar veya düşük pH değerinde 4'C ve pH 4 değerinde çoğalırlar.
3.2.2 Kliniksel Bulgular
Botulismin belirtileri 12 ve 36 saat arasında kendini gösterir.Bu süre bazan 8 gün olabilir bu durum toksinin dozajına göre değisir ,kaslarda zayıflık başgösterir.Ama mide buluntası,kusma ve ishal da olabilir ama her zaman değil.asphyxiationların olmaya başlaması solunum problemine yol açar. Bilinen diğer 2 botulism türü ise yara botulism ve çocuk botulismi.Yara botulismi neurointoxinationa bağlı olarak yaradı filizleniyor.Çocuk botulismi ise yeni keşfedilen bir botulism türü.Bu türde sporlar kişide filizleniyor ve kişiye nüfus ederek vivo denilen toksin salgılıyor.Son zamanlarda bir çok ergin insanda da bu vakaya rastlandı.
3.2.5 Ekoloji ve Besin Maddeleri İnsanlara ve hayvanlara nüfuz edebilen bu hastalık toprak ve çamurla sebzelerde buluşarak geçebilir.Anaerobik koşullara ayak uydurabilir hatta 2 saat kaynar suda bile sporlar ölmez sadece yoğun bir basınçla öldürebilir.Sporlar eğer yokedilmemişse sebzesel salgılardan giriş yapıp filizlenebilir toksinlerini de yaymaya başlarlar.
Geleneksel olarak botulism evde saklanan besin ve sebzelerden insanlara bulaşabilir ama bunun önemi de son yiıllarda azaldı.Son zamanlarda bu hastalık etlerle geleneksel yemeklerle azaldı.Son zamanlarda bu hastalık etlerle,geleneksel yemeklerde ve sebzelerle çok kolay bulaşabilir.Zehirli besinlerin hepsi çok tehlikeli çünkü fenalaşma belirtileri bile göstermiyor.
3.2.6 Kontrol Cl .botulinum'u kontrol etmenin bilinen metodu besinleri dizayınlarını korumak ve organizmalar tarafından zarar görmelerini önlemek besine yapılacak olan bir veya birkaç faktötrü kapsar :pH,aw(su aktivitesi),soğutma,tuz,Eh(redox potansiyeli),nitrit,kutulamak ve duman.Buna rağmen birçok saklanmış besin potansiyel tehlikelidir,Cl botulinumun çoğalması ve toksin sayılaması
3.2.3 Tahminler Botulism ciddi bir hastalıktır ama bazen kişinin bağışıklık sistemi ve anti-toksinlerin aşamada olması ölümle sonuçlanabilir.1949'dan önce ölüm vakaları %60 iken şu sıralar %10 gibi çok az bir oranda.1989 arası 30 vakadan da az botulism besin zehirlenmesi kaydedilmeştir.İngiltere'de en çok salgın bu ülkede 1989 yılında 27 hasta şeklinde gelişti(tablo 3.7),yoğurtla karıştırılmış fındık ezmesi zehirlenmeye yatkın besinlerdir.Bu da İngiltere ve Kuzey Galler'de tüketilir.Çin ve Alaska'da son 30 yılda 1000 salgına rastlanmıştır.Bu bögelerde botulism geleneksel yemeklerle örneğin balık ve saklanmış fasulye ve diğer pişmemiş yemeklerle çok kolay bulaşabiliyor.
Coğrafik olarak toksinler hastalıklar yapabiliyor örneğin Çin'de A türü kuzey batı bölgesinde B türü kuzey ve E türü de kuzey doğu bölgesinde çok yaygındır.Alaska'da yapılan 30 yıllık bir çalışma E türünün %73 oranında laboratuvar sonuçlarından salgınlığını tespit etmiştir.İngiltere'deki son zamanlardaki fındık ezmesi zehirlenmesi salgınından B türünün sorumlu olduğu anlaşılmıştır.
|